TÜRKİYE MUCİZESİ İÇİN VİZYON ARAYIŞLARI - III

Göktürk Ömer ÇAKIR

IV. ASYA KALKINMASINDA DEVLETLERİN ROLÜ

 

Kozlu bu konuda Japonya, Güney Kore ve Tayvan’ı, her üç ülkenin tecrübeleri benzerlik gösterdiği için, ele alarak şu sonuçlara ulaşır:

1.    Devlet kendi müdahalelerini serbest pazara verdiği öncelikle dengelemiş;

2.    Yapılan müdahaleler pazarı çarpıtıcı değil, çarpıklıkları giderici yönde olmuş;

3.    Devlet üretime girmekten kaçınmış, girse de süratle özel sektöre devretmiş;

4.    Kamu yatırımları altyapı ve özellikle eğitim alanında yoğunlaşmış;

5.    İşçi ücretleri geleneksel olarak düşük tutulmuş, bununla birlikte gelir dağılımı dengesine dikkat edilmiş;

6.    En önemli politika uluslar arası piyasalarda rekabet, dolayısıyla ihracatın teşviki olmuş;

7.    Devlet özel sektörle işbirliğinden çekinmemiş;

8.    Kalkınmadan sorumlu temel kurum, devlet desteğindeki özel sektör olmuştur[1].

 

 

 

V. ASYA KALKINMASININ KURAMSAL TEMELİ: EĞİTİM ve TEKNOLOJİ

 

Kozlu, kuramsal olarak büyüme olgusunu ele aldığı bölümde şu sonuçlara ulaşmıştır: Doğu Asya mucizesinde eğitim ve teknolojinin yaşamsal önemi ortadadır. Eğitim ve teknolojiye yönlendirilen kaynaklar büyümeyi hızlandırmıştır. Bu iki alan “Asya kaplanlarının” ilgi ve yatırımlarının odak noktalarını oluşturmuştur. Bilgi, üretim faktörlerinden biri olarak büyümeyi hızlandırmaktadır. Bilimsel araçlar yeni teknolojilerin gelişmesini sağlarken yeni buluşlara yol açıyor ve bu buluşların sanayiler tarafından kullanılması da büyümeyi hızlandırıyor. Büyümenin sağladığı olanaklar eğitime yönlendirilirken, eğitimde yükselen seviye bilim ve teknolojinin gelişmesini sağlıyor[2]. Sanırım buna mutlu fasit daire diyebiliriz.

 

VI. İNSANA YATIRIM

Arif Uğur insana yatırımın önemine şöyle değiniyor:

“Zaman Yönetimi günlük hayatınızın bir parçası olan rutin işlerle uğraşırken önemlidir. Tüm mesele organizasyon, etkinlik ve işlerin zamanında ve doğru yapılmasıdır. Bir organizasyonda köklü değişiklikler yapmaya niyetliyseniz, insan yönetimi zaman yönetiminin önüne geçer. Aslında reorganizasyon veya yeniden yapılanma sırasında yapmanız gereken en son şey zaman yönetimidir. Bunun yerine, bu süreçte sizinle birlikte yer alacak ve çalışacak insanlara yatırım yapmanız gerekir. Elde edeceğiniz geri dönüşümler sizi şaşırtabilir.”[3]

Cem Kozlu da vizyon modeli olarak ele aldığı Asya ülkelerinin en temel ortak özelliği olarak insana yatırımı görüyor. Gelişme ve kalkınmanın temel ögesi olarak insan kaynakları önem kazanmaktadır[4].

VII. TEKNOLOJİYE YATIRIM

Kozlu, yukarıda aktardığımız eğitim ve teknoloji ilişkisini ele aldıktan sonra Türkiye açısından önerilerini Kemal Gürüz’den yararlanarak aktarmıştır:

1.    Türkiye’de hiçbir dönemde, genel makroekonomik politikanın parçası olan bir bilim ve teknoloji politikası tespit edilerek uygulanmamıştır.

2.    Bilim ve teknolojinin politik politik platformda sahibi yoktur; kamuoyunda da yankı bulmamıştır.

3.    Devlet kendisi imalat sanayiine girmeden bu alanda aktif bir düzenleyici olarak rol üstlenmelidir.

4.    Özel kesimdeki bilimsel ve teknolojik Ar-Ge faaliyetleri gelişmediği sürece uluslar arası pazarlarda rekabet gücüne sahip olmak, imkânsız olmasa bile, artık çok zordur[5].

Teknolojiyi yaratanın eğitilmiş işgücü olduğu belirtilmişti. Bu anlamda Kore’yi örnek gösteren Kozlu, bu ülkenin yurtdışına öğrenci gönderip, mezuniyetten sonra onların dönüşünü teşvik etme politikasından bahsetmektedir[6]. Cumhuriyetin erken dönemlerinde Türkiye’nin de böyle bir eğitim politikası izlediğini biliyoruz ki pek çok nitelikli ve alanında isim yapmış bilimciler bu sayede yetişmiştir. Aynı uygulamanın daha önceki örnekleri de II. Abdülhamid döneminde uygulanmış; fakat gidenlerin siyasi uğraşları ve dönemin koşulları başarı sağlanmasını engellemiştir.

 

VIII. KENTLEŞME

Kozlu, kitabının bu başlığı taşıyan bölümünde eğitim ve teknolojinin ancak kentlerdeki mükemmeliyet merkezlerinde dünya normlarını yakalayabileceğini söylemiştir. Bu anlamda “Doğu Asya mucizesi”nin zayıf karnı olarak çarpık kentleşme ve çevre kirlenmesini işaret etmiş, Hong Kong ve Singapur gibi doğal güzelliklere sahip kentler dışında çoğu bölge kentlerinin estetik cazibeden uzak, kişilik kazanamamış yerleşim birimleri olduğunu belirtmiştir[7].

 

IX. ASYA KRİZİ

Doğu Asya Mali Krizi Temmuz 1997'de Güney Kore'de Kia firmasının iflası ile başlayan ve “Asya Kaplanları” olarak bilinen birçok Doğu Asya ülkesinin para birimlerini, borsalarını ve diğer kıymetlerini etkileyen ekonomik krizdir. Krizin varlığı ve sonuçları üzerinde görüş birliği olsa da nedenleri, kapsamı ve çözümleri tartışılmaktadır.

Endonezya, Güney Kore ve Tayland krizden en çok etkilenen ülkelerdir. Hong Kong, Malezya, Laos ve Filipinler de bu krizden oldukça etkilenmişlerdir. Anakıta Çini, Tayvan, Singapur ve Vietnam ise görece az etkilenen ülkelerdendir. Japonya bu krizden fazla etkilenmemişti ama kendi içinde uzun dönem sürecek olan mali zorluklarla karşı karşıya idi. Bütün bunlara rağmen tüm bu ülkelerin para birimleri dolara karşı oldukça değer yitirdiler. Etkilenen tüm ülkeler arasında Güney Kore en fazla zarar gördü. Bazıları, Güney Kore'nin bu krizden çıkarak dünyanın en büyük 9. ekonomisi olmasını bir mucize olarak görürler.

Kriz daha çok "Doğu Asya" krizi olarak bilinip adlandırılsa bile etkileri tüm dünyada hissedildi ve küresel bir mali krize neden oldu. Bu etkiler Rusya ve Brezilya gibi ülkelerde bile hissedildi, yatırımcılar gelişen pazarlara güvenlerini yitirmişlerdi. Yatırımcı olarak Birleşik Devletler bu krizden bir miktar etkilendi.

Kriz, ticaret etkileşimler, finansal etkileşimler ve birbirine benzeyen kriz tetikleyici etkilerle yayılmıştır.

Kozlu, “Kriz Mucizeyi Keser mi?” başlıklı altbölümde yaşanan krizin aşılmasında bilakis bu mucizenin kolaylaştırıcı rolüne değinir[8].  Ayrıca yine “Asya Mucizesi” sayesinde IMF reçetelerine dayanabildiklerini belirtmiştir. Zira bu ülkeler krize yakalandıklarında yüksek gelir seviyesi, düşük enflasyon ve işsizlik oranlarına sahipti. Hükumetler de bu sayede popülist olmayan tedbirleri uygulayıp çöküşü durdurabildiler[9].

X. SONUÇLAR

Kitabının “Sonuçlar” başlığını taşıyan XIII. Bölümünde Özallı yıllarla hayatımıza girdiğini belirttiği vizyon kelimesi ve vizyon arayışlarıyla ilgili genel bir değerlendirme yapan Kozlu, bu dönemde yaşanan arayışları, çokluğu dolayısıyla, “vizyon savaşları” olarak nitelemektedir[10]. Burada Mehmet Ali Kılıçbay’ın  “Türkiye de Yarınını Hesaplar Hale Geliyor” yazısından alıntılayarak vizyon arayışının önemini vurguluyor:

“Türk düşünce hayatının en önemli özelliklerinden biri, çok uzun bir süre için yalnızca bugünle ilgili olmasa, dünü de bir ağlama duvarı haline getirmiş olması, daha doğrusu bugünün kötülüklerinin ibra edildiği mitolojik ve nostaljik bir alan halinde hergün yeniden inşa etmiş olmasıdır. Ama ne mutlu ki, artık ülkemizde henüz çok dar olsa da bazı kesimler ve kimseler zamanın yarın diye bir boyutunun olduğunu keşfetme ve bundan da önemlisi bu boyutu kullanma noktasına gelmiş bulunmaktadırlar.”

Kozlu’nun “Yeni Vizyonlar” altbaşlığında ulaştığı sonuçları şöyle sıralayabiliriz:

·         Teknolojinin sağladığı imkânlar küreselleşmeyi de hızlandırıyor.

·         Uzun vadede bir ülkenin rekabet gücünün, dolayısı ile ekonomik başarısı ve yaşam standardının tamamıyla verimliliğe bağlı olduğu anlaşılıyor.

·         Verimliliğin kaynağını ulusal boyutlardan ziyade daha ufak birimlerde, örneğin kentlerde, kurumlarda, bireylerde aramak gerekiyor.

·         Teknoloji ve eğitime ayrılan kaynaklar kadar, hükumetlerin izledikleri ekonomik politikalar da verim ve rekabet gücünün yükseltilmesi, refahın artırılması için önemli

·         Yeni yapılar ve yeni zihinsel yaklaşımlar “Yeni Gerçekler”i oluşturuyor. Demokrasinin sosyalizme, bireyciliğin de devletçiliğe karşı (şimdilik) kazanmış olduğu başarı da temel zihinsel değişikliklerden birisini simgeliyor. Sosyalizmin üç direği olan kamu mülkiyeti, merkezî planlama ve ağır sanayinin öneminin de kalmadığı(!) görülüyor.

·         Amerikan tecrübesi, ekonomide küçük kurumların daha etkili ve başarılı olduklarını gösteriyor.

·         Ekonomide sanayinin ağırlığı sürekli azalırken ticaret ve hizmet sektörünün payı artıyor.

·         Çalışma koşulları, hatta mesainin tanımı değişirken birçok iş, sanayi öncesi toplumunda olduğu gibi eve kayıyor.

·         Hemen hemen bütün “vizyon savaşçıları”nın ortak kanısı, yeni yüzyılın bir bilgi çağı olacağı ve bu dönemde gerek uluslar, gerekse bireylerin başarılarının eğitim ve bilim ile teknolojiden kaynaklanacağı[11]

“Küreselleşmede Yeni Bir Aşama Mı?” altbaşlığında ulaşılan sonuçları şu şekilde sıralayabiliriz:

·         Küreselleşme olgusu artacak, kapsamı ve boyutları genişleyecektir.

·         Haberleşmedeki baş döndürücü teknolojik yenilikler birçok hizmetin sanal olarak dünyanın her yerinde üretilmesini sağlıyor, daha hızlı ve yoğun olarak sağlayacak.

·         Küreselleşmeyi hızlandıran olgular arasında teknolojik gelişmelerin yanı sıra politik değişiklikler ve liberalizasyon da yer alıyor.

Bu anlamda Cem Kozlu, “makroekonomik istikrar, teknolojiye odaklaşma ve küresel sisteme entegrasyonun Asya mucizesinin tanımı olduğunu”[12]  belirtiyor. “Asya Mucizesi” altbaşlığında sunulan genel değerlendirmede Kozlu,  eğitim ve teknolojinin temel bir çıkış noktası olarak hem vizyon savaşlarında hem Asya Mucizesinin irdelenmesinde ortaya çıktığını ifade ederken bu konuların Türkiye’nin geleceğini seçerken dikkate alacağı en önemli iki alan olduğunu belirtiyor. Devletin ekonomideki rolüne ilişkin yukarıdaki yaklaşımları tekrarlarken devletin küçültülmesi ve devlet personel rejiminde şu reformların yapılması gerektiğine dair önerilerde bulunuyor:

·         Uzman bürokrasi yetiştirilmesi. ( Yukarıda da Japon mucizesinin dinamikleri arasında bürokrat sınıfının rolünü görmüştük.)

·         Yeni politik vizyon ve yapıların oluşturulması.

Yazar, bunlara ek olarak Al Gore’un başkanlığındaki Ulusal Performans Heyetinin sanayi sonrası toplumuna dönük hedeflere ulaşmak için belirlediği aşağıdaki yöntemleri alıntılamıştır:

·         Kamu çalışanlarını önemli bir misyon yaptıklarına inandırmak ve motice etmek

·         Devlet müdahaleciliğine ilişkin olarak “devleti kürek çekmekten kurtarıp ona dümen tutma, yön belirleme işlevini kazandırmak” benzetmesini yaparak Asya modellerinde takip edildiğinden bahsettiğimiz bir diğer uygulamayı hatırlatıyor.

·         Devlet yönetiminde merkeziyetçiliği azaltmak.

·         Kuralları ve yasakları azaltıp teşvikleri artırmak

·         Geçmişin değil günün ihtiyaçlarını yansıtan bütçeler yapmak

·         Devlet hizmetini rekabete açmak.

·         İdarî çözümler yerine piyasa çözümleri aramak[13].

Demokrasi ve politik istikrarın önemine değinen Kozlu, geleceğin toplumuna ilişkin “Ulus Ötesi Toplum”, “Devlet Ötesi Yönetim”, “Kentlerin Uluslardan Kurtuluşu”, “Okul yerine Evde Eğitim”, “Bilgi Toplumundan İnanç Toplumuna”, “Çalışan Robotlar/Dinlenen, Eğlenen İnsanlar” gibi tartışmaya açık, doğruluğu su götürür vizyonlar sunuyor[14].

 

 

 



[1] Kozlu, age, 221.

[2] Kozlu, age, 264-265.

[3] http://www.kobifinans.com.tr/tr/bilgi_merkezi/020609/17297

[4] Kozlu, age, 266.

[5] Kozlu, age, 344.

[6] Kozlu, age, 349.

[7] Kozlu, age, 390-391.

[8] Kozlu, age, 406.

[9] Kozlu, age, 407.

[10] Kozlu, age, 410.

[11] Kozlu, age, 415-418.

[12] Kozlu, age, 418-420.

[13] Kozlu, age, 421-438.

[14] Kozlu, age, 454.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !