TÜRKİYE MUCİZESİ İÇİN VİZYON ARAYIŞLARI - II

 

Göktürk Ömer ÇAKIR

III. ASYA MUCİZESİ ve KALKINMA MODELLERİ

1998 yılı itibariyle, geçmiş 20 yıl boyunca hızlı bir ekonomik büyüme gerçekleştiren Doğu Asya ülkeleri, diğer ülkelerin ekonomik gelişmelerini sağlamak üzere örnek olarak gösterilmektedir. Bu ülkelerden biri olan Kore ekonomisi bahse konu dönem itibariyle, beş kat büyümüştür. Prof. Dr. Nesrin Sungur, Güney Kore'nin kalkınma süreci içinde sınıfsal yapısından bahsettikten sonra şunları ekler:

 

(Bu sınıfsal yapı) “Japonya'dan devralınan güçlü bir merkezî bürokratik devlet yapısı ile birleştiğinde Güney Kore devletine önemli bir manevra alanı sağlamıştır. Bu olgu, uluslararası konjonktürün sağladığı koşullar ve özellikle General Park yönetiminin siyasi meşruiyeti ekonomik başarıyla gerçekleştirme amacıyla birleştiğinde, sonuç sermaye birikiminin koşullarını sağlamada gereken bütün uygulamaları gerçekleştirebilen, mevcut sınıfsal güçlerden mutlak olmasa bile göreceli bir özerkliğe sahip olan güçlü bir devlet modeli olmuştur. Güney Kore kalkınmasının temel dinamiklerinin bu devlet yapısından bağımsız olarak açıklanabilmesi kanımca mümkün değildir.”[1]

 

Feride Doğaner Gönel de Kozlu’nun serbest piyasa ekonomisine dayalı yaklaşımı yerine planlı ekonominin Güney Kore’nin kalkınmasındaki önemine değindiği yazısını şöyle sonuçlandırmıştır:

 

“Planlamanın piyasa sistemi ile uzlaşmasının mümkün olmadığı savı ile “karalandığı” ve ekonomik planlama kapsamında az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin sahip oldukları önemli araçlardan biri olan kamu kuruluşlarının hızla özelleştirilmeye çalışıldığı bir dönemde, neden planlama sorusuna bir açılım getirilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle Kore ekonomisinden örneklerin verilmiş ve Türkiye-Kore kalkınma planları karşılaştırılmaya çalışılmıştır. Söz konusu açılım çerçevesinde saptanan, Kore ekonomisinin hem ithal ikamesine dayalı sanayileşme hem de ihracata yönelik sanayileşme politikalarını uyguladığı dönemlerde planlamadan vazgeçmediğidir. Her ne kadar 1990’ların sonlarında IMF istikrar programı ile tanışıp, planlarını “bir süre” rafa kaldırmak durumunda kalsa da, Kore bir ülkenin hangi sanayileşme stratejini seçerse seçsin, bunu ekonomik bir planlama kapsamında uygulayabileceğinin önemli örneklerinden biri olarak karşımızda durmaktadır. Dolayısıyla, 1980’lerde Türkiye’nin izlemeye başlamış olduğu radikal politika değişiklikleri ve stratejileri ekonomik planlamanın bu denli arka planlara bırakılması için rasyonel bir neden olarak değerlendirememekteyiz”[2]

 

Çoğu gelişmekte olan ülke, Kore’nin 1970–95 yılları arasındaki kişi başına GSYİH büyüme hızına ulaşmak istemektedir. Birçok örnek olay araştırması Kore’nin büyümede nasıl başarılı olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, aynı zamanda bu araştırmalar daha yüksek verimlilik artışının neden sağlanamadığını da göstermektedir. Kore, teknoloji ve mühendislik bilgilerini kolayca transfer etmeyi başarmasına rağmen, işletme yönetim ve organizasyonuyla ilgili bilgi birikimini ülkeye adapte etmekte başarılı olamamıştır. Endüstriler arasındaki sermaye tahsisinde yanlışlıklar yapılmıştır. Bankaların kredi tahsisleri, hükümet politikalarıyla güçlü bir şekilde yönlendirilmiştir. Bu sistem çelik ve telekomünikasyon gibi sektörlerde verimli sonuçlar ortaya çıkarmış ancak, otomotiv, yarı iletkenler ve şekerleme gibi sanayi dallarında aşırı kapasite yaratmıştır. Ayrıca, hükümetin yönlendirdiği sermaye tahsis politikası rüşvet ve suiistimalleri de beraberinde getirmiştir. Şüphesiz yapısal sorunlar olmakla birlikte Kore Japonya’nın gittiği yoldan giderek, uzun çalışma saatlerine, yüksek tasarruf oranlarına ve bunların belli endüstrilere kanalize edilmesine, güçlü bir ihracata dayalı büyüme modeline, gereksiz olarak nitelenen ithalatın ve yabancı yatırımların kısıtlanmasına dayanan bir büyüme stratejisi izlemiştir. Bu anlamda Kore’ye de örnek olan Japonya örneğini Kozlu’nun tezleriyle beraber ve bu teknik detaylardan ziyade sosyokültürel boyutlarıyla ele almaya çalışalım.

 

III. A. JAPONYA MUCİZESİ

 

Cem Kozlu –ve genelde çoğu kişi- her ne kadar Japon başarısını “mucize” olarak nitelendirse de Bozkurt Güvenç bilim, sanat, ekonomik kalkınmadaki sayısız başarıları mucize diye nitelemenin güvenilir bir açıklama sayılmayacağını belirtmiştir[3]. Sosyal bilimlerde haliyle böyle bir nitelendirme bulunmamaktadır; fakat olağanüstü hamlelerin bu şekilde adlandırılmasına yabancı değiliz. Örnek olarak ilkçağdaki, Yunan Mucizesi olarak adlandırılan bilim, sanat ve felsefe alanlarında gerçekleşen aydınlanmayı verebiliriz.

İkinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıktıktan, altı yıl müttefiklerin denetiminde kaldıktan sonra, barış antlaşması, yeni anayasa ve bir dizi yapısal reformla, 15 yılda küresel rekabet gücüne ulaşan Japonya’nın; 1964 Tokyo Olimpiyatlarıyla, yeniden  uluslararası arenaya kabulü tescil edilmiştir denilebilir. Savaşın yarattığı travmatik durumlardan sonra hem de çok büyük bir yıkımın peşi sıra bu kalkınmanın gerçekleşmiş olması teknik detaylar bir yana başka birtakım prensiplere bağlı olmalıdır.

Kozlu, vizyon savaşlarında “hedef olarak çizilen refah tablosunun yanında teknolojik atılım, bilimde sıçrama, sağlık reformu, eğitim devrimi gibi birçok konuya öncelik verildiğini” belirtiyor[4]. Bu anlamda kalkınmanın daha önce kısaca değindiğimiz moral değerlerden bağımsız olmadığı ortadadır ve bahsedilen prensipler de çoğunlukla bunlarla ilişkilidir. Tabii Japon kalkınmasında Amerika’nın da rolü bulunmaktadır. Kozlu’nun da belirttiği gibi 15 Ağustos 1945’te imzalanan anlaşmadan üç ay sonra Japonya’nın kalkınması için iki ülke arasında işbirliği tesis edilmiştir. Japon savunması Amerika tarafından üstlenilmiş, Japonya’dan da kaynaklarını askeri alanlar yerine tamamen ekonomik sektörlere kanalize etmesi ve ticaretini Amerika ile uyumlu sürdürmesi istenmiştir. Japonya’nın işgal ve yönetiminden sorumlu olan General McArthur hükumetten beş temel reform istemiştir: 1. Sendikal özgürlük 2. Kadınlara oy hakkı 3. Serbest eğitim sisteminin tesisi 5. Ekonomik sistemin demokratlaştırılması[5].

Economist’e göre Japonya’nın savaş sonrası sergilemiş olduğu ekonomik performansın bir eşi dünya tarihinde görülmemiştir:

“40 yıldır Japonya baş döndürücü bir hızla zenginleşiyor. 1950 ile 1990 arasında kişi başına reel gelir (1990 fiyatları ile) yılda %7,7 artarak 1230 dolardan 23970 dolara yükseldi. Aynı dönemde Amerika kişi başına gelirde ancak yıllık % 1,9’luk bir artışı gerçekleştirebildi.[6]

Kozlu Japon başarısının kaynaklarından biri olarak hükumeti gösteriyor. Bu anlamda iki özgün kurum dikkati çekiyor: Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakanlığı (MITI) ve Maliye Bakanlığı (MOF). MITI savaş sonrasında ulusal sanayinin yeniden kurulmasını başlattı. Bunun ardından da bütün ülkeye bir sanayi politikası aşıladı. MOF da Japon merkezi hükumetinin malî yönetiminden yasal olarak sorumludur. Gelirler toplar ve bunların nasıl harcanacağına karar verir. Para politikasını ise Japonya Bankası yönlendirir (BOJ)[7].

Peki, bu kalkınma sorunsuz mu olmuştur. Kozlu’ya göre “karabulutlar ufukta belirmiş vaziyette.” Kendi ifadesiyle “bu soluk kesici kalkınma hızı Japon toplumundan belli sayıda kurban almış durumda.[8]” Japonya’da insanlar Amerika ve Batı Avrupalılara göre daha fazla nedenle, daha büyük oranda intihar etme eğilimindeler. Tabii bunun Japon toplumculuğuyla da çok büyük bir ilgisi bulunmaktadır. Birey kendi isteklerinden daha yüce bir yarar için yaşadığından kişisel başarısızlık bir nevi ihanet olarak algılanmakta, ağır bir biçimde cezalandırılmaktadır.

Bu ekonomik kalkınmanın olumsuz taraflarından biri de fiyatların fahiş ölçüde yüksek olmasıdır.  Kozlu’nun buna dair verdiği sayısal örnekler de ilginçtir ( hayat da ölüm de pahalı. Geleneksel bir cenaze töreninin maliyeti 21.000 dolar!)[9].

1973'teki dünya petrol krizi, dış petrole bağlı olan ekonomiyi bir şoka soktu. Japonya, savaştan sonraki ilk ekonomik çöküşünde, endüstriyel üretiminde bir azalma ve yoğun bir enflasyon ile karşılaştı. Bu krizden kurtulmak, pek çok iş adamının ümidini geri getirmiş; fakat endüstriyel büyümenin yoğun enerji talebi farklı endüstriyel sektörlere kaymayı gerektirmiştir.

Fiyat durumlarını değiştirmek tasarrufu sağladı ve endüstriyel enerji için alternatif kaynaklar bulundu. Her ne kadar maliyetler yüksek olsa da pek çok endüstri sektörü enerji bağımlılığını azalttı ve üretimlerini arttırdı. Mikrodevreler ve yarı iletkenler konusunda 1970 ve 1980'lerdeki gelişmeler, tüketici elektroniği ve bilgisayar gibi yeni endüstriler ve varolan işletmelerde yüksek üretim oranları yarattı. Bu ayarlamalar temelde enerji tasarrufu ve bilgiye dayalı sektörlerde gelişme sağladı.

Biraz da Bozkurt Güvenç’in Prof. Timbergen’den aktardığı “Japon kalkınmasının göze görünmeyen yönleri”ne bakalım:

1.    Gelişmeye yetenekli üstün kişisel yetenekleri ve toplumsal kurumları var.

2.    Sınırlı olan doğal kaynaklarını en iyi biçimde değerlendiriyorlar.

3.    Batının ekonomik gelişmesini akıllıca değerlendirip, ekonomik güçlerin başıboş bırakılamayacağı sonucuna varmışlar ve bu dersi kendilerine uygulamışlar

4.    Olanakların kötüye kullanımını önlemek için gerekli kuralları koymuşlar, kamu denetimini çalıştırmışlar

5.    Batının en önemli sorunu, hızlı teknolojik gelişme ile toplumsal değişme arasında doğan “kültür boşluğu”dur. Japonya böyle bir boşluğa düşmemiştir. Kültürel değerlerini korumuş, geliştirmiştir.

6.    Yabancılaşma (ruh sağlığı), anomi (suç) göstergeleri batı’da giderek yükselirken Japonya’da düşük kalmıştır.

Yine Güvenç eserinde, “Japon Mucizesi” denen olguyu yaratan düşünceyi Ninomiya Sontoku’nun (1787–1856) ağzından aktarmıştır:

“Büyük bir iş başarmak istersen ufakla başla. Küçük hizmetler giderek büyük işlere dönüşür. Vermi artırmak için unutma ki pirinç tanelerinin ağırlığını değil, sayısını çoğaltıyoruz. Her çapa, yüzlerce dönümlük ekine küçük de olsa bir katkıdır. En uzun yolculuk bir ilk adımla başlar. Avuç avuç topraklarla koca dağlar eritilir, yeniden yaratılır.”[10]

Kozlu ise, Japon başarısının nedenlerini ele alırken doğru politikaları şu üç ana grupta toplamaktadır: liberal ekonomik politikalar, etkin sanayileşme, uluslararası ticaret stratejileri ile atılımı teşvik eden şirketler ortamı[11]. Bununla birlikte Japonya modelinin en iyi yöneticilik yetenekleriyle donatılmış bir bürokratik kadroya ve bu bürokrasiye girişimde bulunma, etkin ve kesintisiz çalışma olanağı veren yeterli esneklikte bir siyasal sisteme dayandığını da ekler[12]. Konfüçyüs felsefesinin disiplin, kişisel ahlak, ahlaklı devlet, çalışma ve atılımı vurgulayan yönlerinin bu kalkınma hamlesinin moral unsurlarından olduğu da söylenmekle birlikte Kozlu haklı olarak “Konfüçyüs’ün doğumundan günümüze kadar geçen 2500 yıl içinde bu patlamanın gerçekleşmeyip de günümüzde cereyan etmesini açıklamak gerektiğini” belirtmiştir[13].

 



[1] Nesrin Sungur, “Güney Kore Kalkınma Fırsatını Nasıl Yakaladı?” Mülkiye, C.XXIV, sayı 225, 122-123.

[2] http://www.yildiz.edu.tr/~gonel/akademikdosyalari/yayinlar/planlikalkinma.pdf

[3] Bozkurt Güvenç, Japon Kültürü, 1980,351.

[4] Kozlu, age, 72.

[5] Kozlu, age, 75.

[6] Kozlu, age, 80.

[7] Kozlu, age, 91-93.

[8] Kozlu, age, 83.

[9] Kozlu, age, 86.

[10] Bozkurt Güvenç, Japon Kültürü, 1980, 352-353.

[11] Kozlu, age, 102.

[12] Kozlu, age, 105.

[13] Kozlu, age, 266.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !