TÜRKİYE MUCİZESİ İÇİN VİZYON ARAYIŞLARI - I

KÜNYE VE GENEL ÖZET

 

Aşağıda, Cem Kozlu’nun Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan “Türkiye Mucizesi İçin Vizyon Arayışları ve Asya Modelleri” adlı kitabının Aralık 2003 tarihinde gerçekleştirilen 6. basımına dayanılarak hazırlanmış bir özet – ve sonrasında değerlendirme -  sunulmuştur. Metinde toplam 314 atıf yapılmış; bu atıflar haricinde 15 sayfa tutan “Kaynakça”sıyla okuma kolaylığı sağlayan akıcılığına akademik bir titizlik eklenmiştir.

 

Tanıtım yazısında kitaptan ve içeriğinden şöyle bahsedilmektedir:

 

“Vizyon nedir? Nereden kaynaklanır, nasıl oluşur? Neleri kapsar? Ülkemiz için gerçekçi olarak nasıl bir vizyonu kurabilir ve hayata geçirebiliriz?.. Ülkemizin geleceğini planlarken gündemimize hangi konuları, nasıl bir öncelikle almalıyız? Kaynağı yabancı olan vizyon boyutları ülkemiz için geçerli olabilir mi?.. Nereden geldik, nereye doğru gitmekteyiz?.. “İdeolojinin Sonu”nun gelmiş olması, insanlığı “Tarihin Sonu”na mı getirdi?.. Süratle katlanan bilim ve teknoloji birikimi önümüzdeki yıllarda nasıl bir dünya oluşturacak ve bizi nasıl etkileyecek?..”

 

493 sayfadan mürekkep kitap, Giriş kısmı haricinde XIII ana bölümden oluşmaktadır. “Geleceğin Tarihini Yazanlar” başlıklı I. Bölümde –yazarın kendi ifadesiyle- “toplumların gelecekleri konusunda çalışma yaparak 2000’li yıllarda dünyamızın alacağı boyutları bir vizyon çerçevesinde inceleyenlerin bulguları” aktarılmıştır. Alvin Toffler’den[1] John Naisbitt’e[2], Herman Kahn’dan[3] Daniel Bell[4] ve Samuel Huntington’a[5] uzanan gelecekbilimci, sosyolog ve siyaset bilimcilerin çalışmaları ve ulaştıkları sonuçlardan bahsetmiştir. “Nereden” başlığını taşıyan II. Bölümün asal konusu bir önceki yüzyılla birlikte “geride kalanlar.”  Burada John Lucaks’ın[6] 20. yüzyılın sonuna ilişkin “modern çağın sonu” nitelemesi ile Fukuyama’nın[7]  liberal demokrasi ve serbest pazarın sonsuzluğu önermesine dayanan Hegel ve Marks diyalektiğinin sonu, ideolojilerin sekter dünyasının bitmiş olduğu düşüncesi kısaca serilmenmiş. “Nereye” başlığını taşıyan III. Bölümde “uluslararası ekonomik rekabet alanında görülen yönelimler” incelenmiş, Soğuk Savaş sonrasına ilişkin politik sistem tartışmaları da ele alınmıştır. “Japonya Mucizesi” başlıklı IV. Bölümün öznesi, ülkemizde de genelde kalkınma ve onun teknik boyutu konusundaki “geçirgenliği”, kültürel konservasyon noktasındaki “tutuculuğu” ile çokça örneklenen Japon örneği ve o örneğin başarı kaynaklarıdır. “Asya’nın Dramından Asya’nın Mucizesine” başlıklı V. Bölümde Gunnar Myrdal’ın[8] “Asya’nın Dramı” adlı eserindeki Asya kalkınmasının önündeki sosyal engellere rağmen bugün gelinen büyüme noktası Güney Kore, Tayvan, Hong Kong, Singapur, Çin ve diğer örneklerle, analojik bir değerlendirme için de Latin Amerika ve Afrika’dan verilerle ele alınmıştır. Kitabın VI. Bölümü “Başarının Kaynakları” başlığını taşımaktadır. Bu anlamda Lee Kuan Yew ve Singapur örneğiyle ticarete yatkınlık, atılımcılık gibi kalkınma ögeleri ile yazarın Konfüçyüsçülüğün temel ilkeleri olarak nitelediği moral değerlere atıfta bulunulmuştur. Değinilen diğer örneklerle serbest piyasa ve “özel mülkiyete olan inanç ve güven” kalkınmanın önkoşullarından sayılmıştır. Teknoloji, devletin kalkınmadaki rolü, eğitim ve siyasi istikrar “başarı kaynakları” arasında ele alınmıştır. VII. Bölümde “Ekonomik Büyümede Devletin Rolü” Japonya, Güney Kore ve Tayvan örnekleriyle incelenmiş ve bir sonraki (VIII. Bölüm) konu “Kuramsal Olarak Büyüme Olgusu”na ayrılmış; konuyla ilgili temel “sayısal” göstergeler, bilimsel buluşlar, yeni teknolojilerin yayılması, kaynakların eğitim ve teknolojiye yönlendirilmesiyle ilgili yaklaşımlar ortaya konmuştur. IX. Bölümün başlığı “İnsana Yatırım”dır.  Eğitim ve Demokrasi, Eğitim ve Teknoloji, Yükseköğretimde Reform, İşyerinde Eğitim konularının ele alındığı bölümü “Teknolojiye Yatırım” başlıklı X. Bölüm izlemektedir. Burada da Teknolojiye Odaklaşmış Asya ve Türkiye’nin Durumu ele alınmış, sonuca bağlanıp öneriler getirilmiştir. XI. Bölüm “Kent ve Çevre” olarak belirlenmiş, Kentleşme ve Nüfus Artışı,  Küreselleşme ve Kentler, köyden kente göç olgusunun yarattığı sonuçlar (Kentteki Köyler: Refaha Karşı Refah) ve Çevre Kirliliği konuları incelenmiştir. XII. Bölümde Temmuz 1997’de patlak veren Asya krizi incelenmiştir. Krizin kalkınmaya etkisi, “Asya Mucizesi” olarak tanımlanan büyüme hamlesini geçersiz kılıp kılmadığı sorusuna cevap aranmış ve XIII. Bölümde genel bir “Sonuçlar” başlığıyla kitap sonlandırılmıştır.

 

 

I.GELECEĞİN TARİHİNİ YAZANLAR

 

I.A. VİZYON ARAYIŞI: SİYASET TEORİLERİ ve ÜTOPYALAR

 

 

Kalkınma meselesi her çağda her toplumun meselesidir desek yanlış olmaz. Kalkınmanın en önemli göstergesi ve elle tutulur verileri ekonomik olsa da esas itibariyle kültür ve kimlikle de iç içe geçmiş bir konudur.  Bunun yanı sıra siyaset bilimi ve toplumsal ütopyaların da asal öznesidir. Aristoteles’in yaşadığı çağda Hellen dünyasının emperyal ekonomisi ve denizaşırı imparatorluğu büyük ölçüde çökmüş ve şehir devletlerinin çatışma siyaseti bu hareketli dünyayı epey yormuştu. Aristoteles’in hocası Platon’un diyaloglarındaki Atlantis ideal yönetim arayışının doğurduğu bir ütopyaydı. Aynı filozofun Yasalar adlı eserinde de bu durumun daha gerçekçi bir çerçeveye oturtulmaya çalışıldığını düşünebiliriz[9]. Kalkınmanın siyasal erk ve egemenlikle karşılandığı bu erken dönemlerde Aristoteles’in öğrencisi İskender’in Asya Seferi o güne dek görülmemiş bir zenginliği Hellen dünyasına aktarmış, Pers hazinelerinin ölçüsüz büyüklüğü ilk enflasyonist dalgalanmalarla birlikte şehir devleti siyasetini politik ve kültürel anlamda patlama olarak nitelendirilebilecek uluslarüstü bir dünya devleti anlayışına taşımıştı. Atinalı İsokrates’in[10] vizyonu gerçekleşmiş, sonrasında ise konumuzu aşan siyasal dönüşümler yaşanmıştı. Eski Dünyada vizyon arayışlarının diğer örnekleri bugünkü çağdaş yapıtlardan hem düşünsel hem yapısal olarak ayrılır. Genellikle hükümdarlara öğüt niteliğinde yazılan eserler çeşitli bunalımların aşılması, istikrarlı bir yönetim ve sağlıklı bir cemiyet hayatı sağlamak amacını gütmüştür. Sicilyalı İbn Zafer’in (1104–1170/72) “Sülvanü’l- Muta”sı, Yusuf Has Hacib’in (1017-1077) “Kutadgu Bilig”i, Nizam’ül-Mülk’ün (1018-1092) “Siyasetname”si, Keykavus’un “Kabusname”si(1082), Koçi Bey’in (16-17.yy.) Risaleleri gibi doğulu yaratımların yanı sıra batı dünyasında da Josse Clichtove (d. 1472) ve Guillaume Bude’nin (d. 1462) “Hükümdarın Eğitimi”, Erasmus’un (1469-1536) “Bir Hükümdarın Eğitimi”, Kardinal Richelieu’nun (1585-1642) “Testament Politique”i, Niccolo Machiavelli’nin (1469-1527) “Prens”i gibi siyaset teorileri kaleme alınmıştır. Bunlara Platon’un geleneğini devam ettiren hümanist eserleri, Francis Bacon’ın (1561-1626) “Nova Atlantis”i, Campanella’nın (1568-1639) “Civitas Solis”i ve Thomas Moore’un (1478-1535)  “Utopia”sı da eklenebilir. Zira fütüroloji, siyaset bilimi gibi uğraşların kökeninde bu “ütopik” yaratımlar da yer almaktadır. Bütün bunları daha iyi bir toplum için kalkınma vizyonu oluşturmanın erken örnekleri olarak kabul etmek yanlış olmasa gerektir. Bu eserlerde gelecekte neler olabileceğine dair bir uzgörüşlülükten çok neler olması gerektiği üzerinde durulmuştur. Sözlük anlamı itibariyle vizyon ise “ileride neler olacağını görebilme, uzakgörüşlülük, geniş görüşlülük”[11] anlamlarını içermektedir.

 

 I.B. FÜTÜROLOJİ ve SANAYİ SONRASI TOPLUM

 

 Cem Kozlu kitabında insanlık tarihinin yazının bulunmasından sonraki en önemli mihenk taşı olarak Sanayi Devrimi’ni göstermektedir. Tarım toplumu, kentleşme, yazının icadı gibi önemli atılımlardan sonra gerçekten en büyük sıçrama Sanayi Devrimi’yle yaşanmıştır. Bu anlamda geride bıraktığımız “şey” şu şekilde ifade edilmektedir: “Sanayi Devrimi ve onun tüm sosyal ve ekonomik aksesuvarı.” Yarının toplumunun temel özellikleri olarak da bilgi, kişisel hizmetler, bilgisayar, haberleşmenin elektronik teknolojisi ön plana çıkmaktadır[12]. Teknokrat, teorisyen ve siyaset bilimciler, fütürologlar bir yana, şair Melih Cevdet Anday da -sarkastik bir değerlendirmeyle bağladığı-  bir yazısında aynı görüştedir:

 

“Sanayi toplumu ortadan kalkacaktır, onun yerini barışçı, eşitlikçi, yeşilci bir toplum alacaktır. Avrupalı kimi düşünürler bu gelecek toplumun nasıl bir yapıda olacağını şimdiden sayıp dökmeğe başladılar. Biz ise sanayileşmeye çalışıyoruz. Ne var bunda üzülecek! Avrupa düşünsün taşınsın, sanayi sonrası toplumu kursun, biz onlardan alırız. Kafa yormaya ne gerek var![13]

 

Cem Kozlu’nun bu anlamda ele aldığı fütürolog Alvin Toffler’in düşüncelerini de şu şekilde özetleyebiliriz:

 

“Üçüncü Dalga” adlı kitabında Toffler, her dalga eski toplumları ve kültürleri kenara iter kavramına dayalı olarak üç tip toplum tanımlar:

·                  Birinci Dalga tarım devrimi sonrasında ilk avcı-toplayıcı kültürün yerine geçen toplumdur.

·                  İkinci Dalga Sanayi Devrimi sırasındaki toplumdur (geç 1600’ler ve 1900’lerin ortaları). İkinci Dalganın temel bileşenleri çekirdek aile, fabrika-tipi eğitim sistemi ve şirkettir. Toffler şöyle yazar: "İkinci Dalga Toplumu sanayicidir ve kitlesel üretime, kitlesel dağıtıma, kitlesel tüketime, kitlesel eğitime, kitle iletişim araçlarına, kitlesel dinlenmeye, kitlesel eğlenceye ve kitle imha silahlarına dayanır. Bunları standartlaştırma, merkezcilik, odaklanma ve eşzamanlılık ile birleştirirsiniz ve kendinizi bürokrasi olarak tanımladığımız bir örgütlenme yapısı içinde bulursunuz."

·                  Üçüncü Dalga sanayi sonrası toplumdur. Toffler şunu eklemektedir:  “1950’lerden bu yana çoğu ülke bir İkinci Dalga Toplumundan Üçüncü Dalga Toplumu olarak adlandırdığı şeye ilerlemektedir.” Bunu açıklamak için birçok kelime tanımlar ve “süper-sanayi toplumu” gibi kendi ürettiği ya da “Bilgi çağı”, “Uzay Çağı”, “Elektronik Çağ”, “Global Köy”, “Teknotronik Çağ”, “Tekno-bilimsel Devrim” gibi başkalarının tanımladığı terimleri kullanır, belirli derecelerde bireyselleşme, ayrışma, bilgi-tabanlı üretim ve değişimin hızlanması (Toffler'ın anahtar ilkelerinden biri "değişim doğrusal değildir ve geriye, ileriye ve yana doğru gidebilir" şeklindedir) gibi tahminlerde bulunur.

Fütürologlara ilişkin diğer değerlendirmeleri burada anlatmanın bir gereği yok. İlerde sanayi sonrası toplum olmak açısından Asya örneğine değineceğimiz için buna dair gelecekbilimsel bir öngörü sahibini aktarmamız yeterli olacaktır. Zaten Cem Kozlu da kitabında fütürologların vizyon modellerine değinmesinin sebebini “bu konularda batıda yazılıp çizilenleri daha yakından tanımak” ve “vizyonun kimsenin tekelinde olmadığını, gökten de vahiy yoluyla inmediğini vurgulamak” olarak göstermiştir[14].

 

 I.C. SANAYİ SONRASI TOPLUMUN İDEOLOJİSİ: İDEOLOJİSİZLİK

 Cem Kozlu, “Nereden” başlıklı III. Bölümde “üçüncü binyıla girerken önemli sosyal, ekonomik ve politik yapıları geride bıraktığımızı görüyoruz. Kalkınmış ülkelerin, Sanayi Devrimi’nin geçtiğimiz iki buçuk yüzyılda yarattığı sanayi toplumunu artık gerilerde bırakmakta olduğu konusunda çoğu düşünür hemfikir. Komünizmin de tarihin sayfalarına gömüldüğü bir gerçek. Kapitalizm, komünizmle birlikte yok olmasa bile niteliklerini değiştirmeye ve kendisini yenileyip aşmaya zorlanıyor” diyerek “ideolojilerin zayıflaması” ve “liberal demokrasinin güçlenmesi” sonucuna ulaşıyor[15].  Gerçekten de ideolojilerin sonu ilan edilebilir mi? Siyasi detant ideolojik düşüncenin sonu anlamına mı gelir? Doç. Dr. Zühtü Arslan bu konuda ilgi çekici bir yorum yapıyor:

ideolojilerin sonunu ilan etme merakı bize has değil. Düşüncelerin ölümüyle uğraşma, neredeyse bir ideolojiye dönüşmüş durumda. Sonculuk (endizm) denen bu ideolojinin bağlıları, "tarihsel gerçeklikleri tespit" söylemiyle hareket etmekte ve bütün enerjilerini, sonunu ilan ettikleri ideolojinin mezarını kazmak için harcamaktalar. Bu mesele yeni de değildir. İdeolojilerin mezar kazıcıları ilk ciddi toplantılarını bundan yaklaşık elli yıl önce Milano'da yaptılar. Batı entelektüel dünyasının neredeyse tüm babaları oradaydı. Michael Polanyi'den Friedrich Hayek'e, Andre Philip'ten Raymond Aron'a, Martin Lipset'ten Edward Shils'e ideolojik spektrumun bütün renklerini görmek mümkündü. Konu önemliydi: "Özgürlüğün Geleceği". Uzun tartışmalardan sonra alınan karar sonucu, zaten can çekişmekte olan ideolojinin ölümü ilân edildi. İdeolojinin mezar ka­zıcısı görevini reddeden Hayek, toplantıya katılanları uyardı. Özgür­lüğü kurtarmak yerine onu gömmeye hazırlandıklarını, ideolojik farklı­lıkların ortadan kalktığını ilân etmenin, özünde kötü ve totaliter olan dev­let müdahalesini meşrulaştıracağını söylüyordu. Hayek'in uyarıları sağır kulaklarda mâkes bulmadı. Entelektüel babalar arkasından yürüdükleri tabutun boş olduğunu fark etmeden, ideolojinin mezarına doğru ilerlemekte kararlıydılar.

"Tarihin sonu"nda ölen kim?

Batı'daki derin düşünce krizlerinden birini yansıtan bu cenaze töreni ne ilk ne de sondu. Geçen yüzyılın sonu yeni bir törene tanıklık etti. Kimilerine göre Berlin Duvarı'nın enkazları al­tında kalan sadece bir ideoloji olarak "komünizm" değil, aynı zamanda "tarih"ti. Tarihin sonu, ideolojilerin de sonuydu. Japon asıllı Amerikalı Francis Fukuyama, tarihin sonunda Marksizm'in ve İslamizm'in söndüğünü, bundan sonra yeryüzünde sadece liberalizmin dumanının tüteceğini ilan ettiğinde sağdan ve soldan birçok düşünür bu teze reddiyeler yazmıştı. Mesela Derrida "Marx'ın Hayaletleri" adlı kitabında, Fukuyama'yı tabir yerindeyse paçavraya çevirmiş ve söndüğü ileri sürülen düşüncelerin şu ya da bu biçimde kendisini yeniden ürettiğini savunmuştu.

Sonculuğun sağı solu da yoktur. Fukuyama, liberalizme zafer tacını giydirirken bazıları da onun ölümünü ilan ediyordu. Mesela Wallerstein, apokaliptik dönemde gerçekte ölenin "sosyalizm" değil, "liberalizm" olduğunu söylüyordu. Berlin Duvarı'nın çöküşü, Wallerstein'a göre, "liberalizmin çöküşünü ve 'liberalizm sonrası' dünyaya kesin olarak girişimizi göstermekteydi."

Sonracılıkla (post-izm) ek­lemlenen sonculuk, aslında sadece yerleşik ideolojilerin sönüşünü ilân etmekle kalma­makta, eski ideolojik unsurların açık ya da gizli bir şekilde barındırıldığı yeni konumlanmaları da beraberinde getirmektedir. Başka bir ifadeyle, hakim ideolojinin çöktüğünü ileri sürenler arka kapıdan yeni elbiseler içindeki ideolojik kalıntılarını buyur etmekteler.

Bütün bu ideolojik ölümler ve reenkarnasyon olayları yaşanırken, farklılıklarla bir arada yaşama, siyasi iktidarın yozlaştırıcı etkisini azaltma ve özgürlüklerin alanını muhafaza etme gibi siyasal düşünce tarihinin kadim problemleri varlıklarını devam ettirmektedir. Bu yakıcı sorunları, sonculuğun cazibesine ve kolaycılığına kapılmadan, sağlıklı bir şekilde tartışmak gerekiyor. İdeolojinin ölümünü ilan eden romantik soncular, kendilerinden önceki soncuların mezar taşlarında Eliot'ın "Little Gidding" adlı şiirinden şu dizelerin kazılı olduğunu unutmamalıdırlar: "Başlangıç dediğimiz çoğu kez sondur/Ve sonlandırmak başlatmaktır."[16]

Cem Kozlu’nun Fukuyamacı önkabulünün çok su götürür olduğu ortadadır; öyle ki bu konuda serimlenen görüşlerin de ideolojik olmaktan başka seçeneği yok gibi görünmektedir.

 

 II. BİR FÜTÜROLOJİ DENEMESİ: NEREYE

 Cem Kozlu’nun kitabının “Nereye” başlığını taşıyan III. Bölümünde Sanayi Devrimi sonrasının dinamiklerine dair ulaştığı sonuçları şöyle sıralayabiliriz:

1.      “Yaşadığımız günlerin sosyal ve ekonomik dinamiklerini iyi hissedebilirsek, yarının kehanetini daha kolay yapabiliriz.

2.      Sanayi Devrimi sonrasında yaşanan dönüşümlerin lokomotifi “teknoloji fırtınası”dır.

3.      Teknolojinin sağladığı imkanlar küreselleşmeyi hızlandırmaktadır.

4.      Ucuz ve vasıfsız iş gücü yerini eğitimli iş gücüne devrediyor

5.      Eğitime daha fazla yatırım yapan ülkelerin ekonomik yarışmada avantaj sağlayacakları görülüyor. İlk ve ortaöğretimde devletin tekelci konumunu kaldırıp sisteme rekabet unsurunu sokabilmek, çok önem kazanıyor[17].

(Burada biraz durup düşünebiliriz: Kozlu, Eğitimi son tekel olarak görmektedir[18]. Diğer çıkarımlar bir yana “ilk ve ortaöğretimde devletin tekelci konumunu kaldırıp sisteme rekabet unsurunu sokabilmek” netameli bir düşünce. Eğer eğitimi de serbest pazar mantığıyla düzenlemek gibi bir radikallik söz konusuysa çok fahiş bir hata yapıldığını düşünebiliriz. Bırakın eğitimi ekonomide dahi çağdaş demokratik devlet üretimi özel girişime bırakabilir; ama pazarı tümüyle başıboş bırakamaz. Karl Polanyi Pazar denilen sosyal olgunun hiçbir ülkede, hiçbir zaman tümüyle serbest bırakılmamış olduğunu söylerken[19] eğitimi bile bu anlamda düzenleme fikri son derece hatalıdır. Milli Eğitim, bir milletin kendi varlığını geleceğe aktarmada en önemli “kamusal enstrüman”dır. İktidarların değişken politik açılımlarına dahi bırakılmayacak kadar uzun vadede değerlendirilmesi ve uygulanması gerekirken tüccar mantığı ve ticaretin değişken yasalarıyla idare edilmeye kalkılırsa bu bir varlık sorunu olarak algılanmalı ve şiddetle karşı koyulmalıdır.)

6. Ekonomide sanayinin ağırlığı sürekli azalırken ticaret ve hizmet sektörünün payı artıyor.

7. Toplumsal değişiklikler sadece farklı ekonomik politikalar değil yepyeni politik kurum ve yaklaşımlar da gerektiriyor.

8. Teknolojik gelişme ile politik gelişmenin birleşmesi temsili demokrasiden katılımcı demokrasi ve referandum demokrasisine geçişi vaat ediyor[20].

 

1 .Financial Times tarafından dünyanın en ünlü fütoroloğu olarak kabul edilen 3 Ekim 1928 doğumlu yazar.  Sayısal devrimi, iletişim devrimini, şirket devrimi ve teknolojik tekliliği ele alan çalışmalarıyla ünlüdür.

2. Dünya'nın en önde gelen fütürologlarından biri olan akademisyen. Yazmış olduğu “Megatrends 2000” ve “Global Paradox” uzun zaman bestseller listesinin en üst sıralarında kalmıştır. Küresel ekonominin geleceği ile ilgili öngörülerde bulunmuş ve bunların büyük bir kısmında tahminleri tutmuştur.

3. 1922-1983 yılları arasında yaşamış Amerikalı askeri stratejist.

4. İdeolojilerin sonu ve post-endüstriyel topluma ilişkin önermeleriyle tanınan 1919 doğumlu Amerikalı sosyolog. 1973 yılında "The Coming of Post-Industrial Society" isimli kitabını yayınladı.

5. 1927-2008 yılları arasında yaşamış Amerikalı siyaset bilimci.. 1988 yılında yayınlanan “Medeniyetler Çatışması” teziyle kendisinden çok bahsettirmiş, ABD Savunma Bakanlığında danışmanlık da yapmıştır.

6.  “At The And of Age”,  “Historical Consciousness: The Remembered Past” ve daha birçok kitabın yazarı olan Amerikalı tarihçi.

 

7. Yoshihiro Francis Fukuyama. “Tarihin Sonu ve Son İnsan” adlı çok tartışılan kitabın yazarı, 1952 doğumlu siyaset teorisyeni.

8. Karl Gunnar Myrdal. 1898 – 1987 yılları arasında yaşamış İsveçli ekonomist ve politikacı. Uluslar arası alanda sosyal politikaların babası olarak anılır. 1974 yılı Nobel Ekonomi ödülünü karşıt görüşte olduğu Friedrich von Hayek’le (1899 - 1992) paylaşmıştır.

9. Platon, Yasalar 1-2, Kabalcı Yayınevi, 1998.

10. İ.Ö. 436-338 yılları arasında yaşamış Atinalı söylevci. Sokrates’i dinlemiş, sofistlerin derslerini izlemiştir. Helen dünyasının önderliğini Makedonya’nın üstlenmesi gerektiğini söylemiş ve Persler’e karşı bir intikam seferi düzenlenmesini savunmuştur.

11. İlhan Ayverdi, Kubbealtı Lugatı, “vizyon”, c.3, s. 3328, 2006.

12. Cem Kozlu, Türkiye Mucizesi İçin Vizyon Arayışları ve Asya Modelleri, s. 26-27,(2003)

13. M.Cevdet Anday, “Laiklik ve Sanayi Sonrası Toplum”, Cumhuriyet, 21 Mayıs 1993.

 14. Kozlu, age, 43.

15. Kozlu, age, 52.

16. http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=549042

17. Kozlu, age, 68-69.

18. Kozlu, age, 292.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !