TÜRK MİLLETİNİN YÖNÜ VEYA TÂRİHÎ FIRSATLARIN ARİFESİNDE OLMAK -

 

                                    "OPERASYON DEĞİL İŞGÂL"

 

Türkiye, dünyânın kendisiyle târihî meseleleri olan millet ve hükûmetlerinin kanlı bir enstrüman olarak kullandıkları örgütlü bir cinâyet şebekesinin saldırıları sonucu karanlık gündemlere gark olmuş durumdadır. Yaşadığımız elim olaylar neticesinde geldiğimiz nokta büyük bir askerî sınır ötesi operasyonu zorunlu hâle getirmiştir.  Bu konuda sâhib-i sütun her kafadan ayrı bir sesin çıktığı görülse de milletin tek kafa, tek vücut hâlinde böylesi bir harekâtı desteklediği, yâni kamuoyunun bu yönde atılacak adımlara, başbakanın tâbiriyle “ödenecek bedellere” hazır olduğu görülmektedir. Ayrıca uluslararası politik odaklar da istekli ve yandaş olmamakla berâber olayın müdahale edilebilirlikten uzak olduğunu ve Türkiye’nin kabaran öfkesini başka türlü yatıştırmanın mümkün olmadığını anlamıştır. 

Siyâsîler artık müptezel hâle gelen itidâl çağrılarını tekrarlamaktan vazgeçip yapılması gerekeni bir ân önce yapmak konusunda kararlılık gösterirlerse millet de kendilerine teveccüh gösterecektir. Ayrıca itidâlin sağlanabilmesi ve bütün bir milleti saran gerilimin izâle edilebilmesi için bu harekât şarttır. Kuzey Irak topraklarında adım adım ilerleyecek Türk piyâdeleri kendileriyle birlikte Türk Milleti’nin kabaran öfkesini de götürecek, bir iç patlama tehlikesini de taşıyan bu öfkeyi istenilen yere bütün bir millet adına boşaltmış olacaklardır.

Biz kendi kendimize mülâhazalarda bulunmakla birlikte şüphesiz devletimizin gerek sivil gerek asker bürokrasisi ve hükûmetimizin bütün ayrıntılarıyla olaya hâkim olduğuna inanıyoruz. Bu durumda birbirimizi suçlayıcı ifâdelerle siyâsî çekişmelerin ve sonuç getirmeyecek bir partikülarizmin içine düşmekten sakınmamız gerektiğini düşünüyoruz. Yeter ki milletin arzusu hilâfına politikalar üretilmesin. Eğer Türk Milleti silâhlarını kuşanmış ve topyekûn seferber olmuşsa Türk demokrasisinin bu karâra uymak dışında hiçbir seçeneği yoktur. Bu konuda millet, hükûmete herhangi bir seçenek tanımamıştır. Bu dayanışmayı çelikten bir yumruğa dönüştürmek ve bu yumruğu Irak’ın kuzeyinde odaklanan şer yuvaları ile bölgesel Kürt yönetiminin kafasına indirmek Türk Milletinin fâtih ruhunu okşayacak, millî mâneviyâtın yükselmesini sağlayacaktır.  Bunun dışında söylenecek her söz havada asılı kalmaya ve Türk Milletinin kâlbinde yankı bulamamaya mahkûmdur.

Çelişkilerle dolu bir meselenin ortasındayız; ama söz konusu çelişkiler bizim için geçerli değildir. Anlamlandırma sıkıntısı çekilen çelişkiler anlı şanlı batı demokrasileri için söz konusu edilebilir. Üzerimize sürülen PKK adlı terör odağı ideolojik açıdan kendi içinde tutarsız bir Marksist-ırkçı temel üzerinde yükselirken aynı ideolojinin her iki ucuyla da meselesi olan batılı ülkelerde gizli veya açık her dönemde desteklenmiştir. İşte bu dilemmâ onların meselesidir, bizim değil. Bizim açımızdan bu tür “garip ittifaklar” âşikâr bir biçimde Türk Milletine karşı duyulan kalıtsal düşmanlıkların, doğaları gereği birleşme istidâdı göstermiş olmalarından ibârettir ve mesele bu kadar basittir. 

Peki şimdi yapılması gereken nedir? Anlaşılan o ki Türkiye’nin Irak’la olan sınırı ciddî anlamda tâdil edilmek ve yeniden çizilmek zorundadır. Millî güvenliğimiz açısından bunun zaruretini bölgenin coğrâfî konumuyla ilgili yapılan yorumlar da ortaya koymaktadır. Savunulması ve korunması zor olan dağlık alanlardan ilerleyerek Kuzey Irak’ın düzlüklerinde bir güvenli koridor oluşturmak mecburiyetindeyiz. Yalnız bu güvenlik koridoru salt askerî bir bölge olarak kalmamalı, gereken temizliklerden sonra sivil iskâna açılabilmeli ve genişleyen Türkiye’ye yeni bir yaşam alanı olarak katılmalıdır. Bu, söz konusu alanda iğreti bir varlık olmadığımızı da göstermesi açısından önemlidir. Ayrıca böylelikle yeniden emperyal düşünmenin ve hareket etmenin Kıbrıs’tan sonraki ilk adımını da atmış olacağız. Bu bizim genlerimizde var. Eğer 20-30 yılda bir yapmazsak ölürüz. Askerimiz şunun bunun menfaati için değil; fakat târihî mirasların sâhibi olarak eski topraklarımızda dolaşmalıdır.

Çok iyi bilinmektedir ki PKK sorunu yeni bir sorunu da arkasında saklamaktadır. O da bölgede fiilî olarak varlık gösteren Barzani kontrolündeki Kürt yönetimidir. Bugün batılı mütegallibelerin gözünde – ikiyüzlü bir tavırla -  bir terör meselesi olarak meşrûiyete sâhip olmayan(!) PKK’nın yerini meşrû bir hükûmetle doldurması olasılığı çok yüksek olan bu aşiret-devlet kırması yerel idâre, yarın bir Kürt irredantizmi fikrinin de merkezi olarak topraklarımıza yönelecek daha büyük bir tehdidi içinde saklamaktadır. Bu da PKK terörünün en başında gelmek istediği yerden başka bir şey değildir. “Pan”cı Kürt hareketinin Kürtlere hiçbir fayda sağlamayacağı, bilakis bölgede ABD’nin ve İsrâil’in çıkarlarına hizmet edeceğini ise bu hülyânın peşindeki budalalar dışında herkes bilmektedir. Bu sebeple sâdece uluslararası desteğe sâhip bir terör şebekesini yok etmek dışında maddî –mânevî tüm kurumlarıyla, altyapısı, kadük demokrasisi, parlamentosu, idârecisi ve nesi var nesi yoksa hepsiyle bölgedeki Kürt oluşumunun da hâk ile yeksân edilmesi millî menfaatlerimiz açısından zarûrîdir

Son zamanlarda dili haddinden fazla uzayan Barzani’ye atılacak esaslı bir “Osmanlı tokadı”, Sultan Murad’ın rûhunu ihyâ edecekse artık atalarıyla meselesi kalmayan biz torunlar için yapılması gereken bir ödev hâline gelmektedir. "Bize lâzım gelen" akıl ve itidâl içinde düşünmeyi bürokratlara bırakalım. Millet, hamâset istiyor. Millet, eski ruhun canlanmasını arzuluyor. Bilinçaltımızda biz hâlâ geçmiş asırların egemen milleti olma hissini diri tutuyoruz. Bu, her türlü ekonomik kalkınmadan çok daha fazla sağaltıcı etkisi olan mânevî bir kalkınmadır. Bu kalkınma hamlesi için ilâhî irâde ve beşerî koşullar Türk Milletine fırsat vermiştir. Kullanalım

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !