MUSTAFALAR

Can Dündar’ın “Mustafa” adlı “belgesel film”inin sinemalarda gösterilmesinin ardından bir vâveyla koptu. Eleştiriler ağırlıklı olarak Atatürk’ün alkol ve sigara alışkanlığı ile yalnızlığına yapılan vurgular üzerine odaklanırken Kürt sorunu ve dine dönük yaklaşımlarının da ele alınış ve yorumlanış şekli tartışmalara sebep oldu.

 

Neticede Can Dündar filmde hikâye edilen kişinin kendi algılamasıyla çerçevelenmiş bir Mustafa Kemal olduğunu söylemek durumunda kaldı: “Bu benim Mustafa’m.”

 

Merhum Attila İlhan hayâtı boyunca sosyalist bir Gazi kurgusunun savunucusu olmuştu. Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşının ilk yıllarında doğuya yönelik politikası ve söylemleri bu kurgunun iskeletini oluşturuyordu. Bu da târihsel gerçeklerin bir kısmını içeren Atatürk yorumlarından biriydi. Çünkü salt belli bir dönemin gereklerine göre serdedilmiş söylev ve siyâseti yansıtıyordu. Gerçek Atatürk’ü değil… Aşağıda Mustafa Kemal Paşa’nın birbirinden farklı sözlerini alıntıladım. Bu sözlerin ardından O’nun aslında ne olduğuna dâir fikrimle konuyu kapatacağım.

 

Mustafa Kemal 17 Mart 1920’de Heyet-i Temsiliye adına “İslâm Âlemine Beyanname”yi yayınladı. Bu beyannamede 3 yıl sonra kaldıracağı hilâfetin Müslümanların hürriyet ve istiklâllerinin yegâne dayanağı olduğunu ifâde edip başlattıkları hareketin Hz. Peygamberin ruhâniyetine dayandığını belirtmişti:

 

“…Cenâb-ı Hakk’ın mukaddes mücahedatımızda cümlemize ilâhî yardımlarını göndermesini ve ruhaniyet-i Peygamberîye dayanan, birlik içindeki teşkilatımıza yardımcı olmasını niyaz eyleriz.”[1]

 

Bu söylemin Meclisin ilk açılışında da devam ettiği ve öyle ki Kâzım Karabekir’in bile bu açılışı mutaassıbâne bulduğu bilinmektedir. Memleketin kurtuluşu için Bolşevizme de dayanmak gerektiğini düşünen ve aynı dönemlerde antiemperyalizm vurgularını artıran Mustafa Kemal’in bu düşüncesinin de tamamen pragmatik ve hesaplı olduğu; “düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığına dayandığı âşikârdır:

 

“…İslâmiyet’in en yüce kanunlarını içeren Bolşevizmin, bizim dahi varlığımıza kastetmiş olan müşterek düşman aleyhinde, bugün ortaya koyduğu zafer, bizim için teşekkür etmeye değer bir neticedir!”[2]

 

Atatürk’ün Türk dünyasına yönelik emel ve inançlarını gösteren meşhur bir sözü de vardır:

“Ben de Türk Birliğine bundan fazla inanıyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacaktır. Dünya sükûnunu, bu fasıllar içinde bulacaktır.”  Rahmetli Nejdet Sançar da bu neviden birkaç iktibasla Atatürk’ün Turancılığına eğilmişti.[3]

 

Gökalp’in cumhuriyete etkileri üzerinde çok durulmuştur. Buna karşın Nevzat Kösoğlu Gökalp’ın düşünceleriyle cumhuriyet rejiminin icraatları arasında örtüşme değil çelişme görerek “cumhuriyet politikalarına bir fikir babası yahut yakından etkileyici birini bulmak gerekiyorsa, bunu, aynı zamanda Atatürk’ün yakın arkadaşlarından olan  Ahmet Ağaoğlu’nda aramak gerekir. Onun yazdıklarına yakından bakıldığında bu örtüşme kolayca görülebilir”[4] demiştir. Ağaoğlu ise milliyetçiden ziyâde Batıcı bir düşünürdür. Kendisine “Frenk Ahmet” denmesi de bu sebepledir.

 

Neticeten Mustafa Kemal’i istediğiniz kalıba sokmanız mümkündür. Birkaç alıntı ile İslâmcı, birkaç alıntı ile komünist, birkaç alıntı ile Türkçü ve Turancı Mustafa’lar çıkabilir. Önemli olan bütün gâile bittikten sonra Atatürk’ün yüzünü hangi yöne tevcih ettiğidir. Atatürk yüzünü Batı’ya çevirmiş ve bütün modernleşmeci hamlelerini bu minvâlde gerçekleştirmiştir; fakat bunu yaparken iki esasa dayanmıştır: 1. Hâkimiyet-i Milliye, 2. İstiklâl-i Tam… Diyebiliriz ki Atatürk Batıcı bir millî modernleşmeye inanan milliyetçi bir devlet adamıdır. Tabii Mahmud Esat Bozkurt’un  “Batı medeniyeti ve herhangi bir medeniyet bir küldür (bütündür); ayrılık kabul etmez. Ya hep alınır yahut alınmaz”[5] sözüne dayanarak Batıcılığın Millî hâkimiyet ve tam bağımsızlık açısından bizi getirdiği noktaya bakarsak bu milliyetçiliğin biraz sorunlu bir milliyetçilik olduğunu düşünebiliriz. Aynı yaklaşımı Ahmet Ağaoğlu da sergilemiştir:  “....bir medeniyet zümresi bölünemez bir bütündür, parçalanamaz. Süzgeçten geçirilemez. Galibiyet ve üstünlüğü kazanan onun bütünüdür”.  Atatürk’ün rejiminin 1944’te Türkçülere revâ gördüğü muameleler de malûm… Memleketimizde herkes dilediği Atatürk’e ve Atatürkçülük yorumuna sarılabilir. Eminim Mustafa Kemal de hangisi olduğunu bir yerden sonra karıştırmıştır. Ben Atatürkçü veya Kemalist değilim. Sâdece ve sâdece bir Türkçüyüm. Gazi Mustafa Kemal’i Türk târihinin son devrinin çok önemli bir şahsiyeti ve kurucu teşkilatçısı olarak kabûl etmekle yetiniyorum.

 

 



[1] Taha Akyol, Ama Hangi Atatürk (2008), s. 171.

[2] A.g.e., s. 230.

[3] Nejdet Sançar, Türkçülük Üzerine Makaleler (1995), s. 186-187.

[4] Nevzat Kösoğlu, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Ziya Gökalp (2005), s. 198.

[5] Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilâli (1995), s. 120.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !