İSMET ÖZEL VE TÜRKLÜK - Göktürk Ömer ÇAKIR

 

  25.04.2008 târihinde yayınlanan 32. Gün programında İsmet Özel, hem programa katılanları (görerek yazıyorum) hem televizyondan izleyenleri (zannediyorum) hayli şaşırtan birtakım “ilginç” görüşler serdetti. Bu görüşleri çok önceleri Gerçek Hayat dergisinde kaleme aldığı kimi yazılarında da işlemişti. Yakın bir zamanda başka bir televizyon programında Murat Bardakçı’ya karşı da savundu. İsmet Özel’in fikirlerinin özü şuydu: “Müslüman olmayan Türk olamaz.” Bu görüşlere bazı "enteresan" tanımlar ve savları da ekleyebiliriz. Örneğin Murat Bardakçı’yla tartışırken ortaya koyduğu “Türk olmak kâfirlerle uzlaşmamaktır” veya “üstünüm, çünkü Türk’üm” gibi lâfları aslında ileri sürdüğü tezi net bir şekilde destekleyen argümanlar olmasına rağmen kanımca ya kendisini ifâde edememekten veya muhataplarının anlayışsızlıklarından doğru anlaşılamadı. Doğrusunu söylemek gerekirse İsmet Özel iyi bir nâsir olmasına rağmen iyi bir hatip değil… Bununla birlikte çelişkili görünse de kafasında taşıdığı ideolojik örgü yabana atılır cinsten değil.

 

Murat Bardakçı’yla Habertürk kanalındaki tartışmasında Bardakçı’nın “muhteşem şâir; fakat daha başka muhteşem şâirlerimiz gibi fikirleri bir kafa karışıklığının ürünü” meâlindeki sözleri haklı sözler değildir. Nitekim Özel’in de belirttiği gibi “şâirin şiirini düşüncesinden yukarıda veya düşüncesini şiirinden aşağıda” görmek bana da kabûl edilebilir gelmiyor. Verdiği Platon örneği de bu anlamda yerindeydi. Evet Alfred North Whitehead’ın ifâdesiyle bütün batı felsefesi Platon’a düşülmüş bir dizi dipnottan ibâret olduğu gibi, denilebilir ki Platon da Homeros’a dipnot düşmekle uğraşmıştır; fakat yanlış anlaşılmasın, Homeros’a rağmen uğraşmıştır. Zira Homeros’u ideal toplumundan dışladığı bilinir. Bununla birlikte Walter Kranz ilk felsefî metinlerin başına Homeros ve Hesiodos gibi mit kurucuları yerleştirmemiş midir?  Dolayısıyla şâiri düşünmekten men etmek doğru değildir. Şiiri bir şuursuzluk hâli ve bir vecd sâhibi “aklın” işi diye ele alıp toplumsal teori ve düşüncelerden  kovarsak hangi kuru iddia yeni dünyalar inşâ etmemizi sağlayabilir ki?

 

Aslına bakarsanız ben 32. Gün programında sâdece İsmet Özel’in söylediklerinin kaale alınması gerektiğine inanıyorum. Hele tartışmacılar arasında yer alan Cenk Tozkoparan adlı ajitatör manyağın konuştuğu bir mecliste İsmet Özel’in “ilginç” veya dengesiz / tutarsız bulunması garibime gidiyor. Şüphesiz târihsel hakikatler İslâm’dan önce de vârolmuş bir Türk Milleti’ni, hem de büyük bir millet olarak işâret eder. O târihlerde de yaşadığı coğrafyaya egemen olmuş, dünyâ olaylarının ekseninde yer almış bir millettir Türkler. Herodotos’ta Büyük Kyros’u kendi kanıyla boğmakla tehdit eden ve boğan Tomris,  Antik Çağda Yunanistan’ın kuzeyinden İç Asya’ya uzanan topraklarda at koşturan İskitler, askerî organizasyonlarıyla öncü olan Hunlar, Doğu Roma elçisi Valentinos’u, izledikleri siyâset sebebiyle Aral Gölü havâlisinde azarlayan Göktürk prensi, Avrupa’yı hallaç pamuğu gibi atan Attila hep bizim milletimizdendi.

 

İsmet Özel’in bu târihsel gerçeklikleri inkâr ettiğini düşünmüyorum. Yer yer yanlışlara düşse de şâirin düşündüğü ve anlatmaya çalıştığı “Türk”, bir etnik kimlik veya ırksal oluşumdan ziyâde bir proje, târihsel bir rol, daha önce Necip Fazıl’ın ifâde ettiği “Türk ruhu”ndan başka bir şey değildir. Felsefî bir tasarımdır. Bu, bir yerde Fichte’nin yeryüzünde özgürlüğe inanan herkesi Alman kabûl eden; fakat inanmayanları Almanya’da doğmuş olsalar dahi Alman saymayan, yabancı belleyen soyut târifine benzetilebilir. Ayrıca Özel’in argümanlarının senelerdir kimi aydınlarımızın dillerine pelesenk ettikleri Türk-İslâm senteziyle de bir ilişkisini göremiyorum. Bu, çok daha derinlikli, kuru târihsel değerlendirmelerin ötesinde konumlandırılması gereken ve açılımlara ihtiyaç duyan değerli bir düşüncedir.

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !