İKİ CİHAN ÂRESİNDE

 

                                                              

Göktürk Ömer ÇAKIR

Cemal Kafadar’ın “Between Two Worlds: The Construction of the Ottoman State” adlı kitabının Türkçe çevirisi Birleşik Yayınevi tarafından Ceren Çıkın’ın çevirisiyle yayınlandı. Adını Hacı Bayram-ı Veli’nin bir şiirinin mısraından alan kitap, Osmanlı Devletinin İslam ve Bizans dünyası arasındaki “uç” konumuna atıfta bulunuyor. Paul Wittek’in 1930’larda verdiği bir dizi konferansla şekillenen ünlü Gazi tezinin uzunca irdelendiği yapıt Osmanlı başarısının özgül koşullarını ve Osmanlıların yaratıcı rollerini serimleyerek tatmin edici bir kuruluş anlatısı sunuyor.

 

Osman’ın ve ardıllarının “onlar kadar çapraşık zekâlı ve felsefi ustalık konusunda onlar kadar zevk sahibi olmamakla birlikte iktidar teknolojilerini yaratma ve tertip etme konusunda Romalılardan daha başarılı” olduğunu belirtip bu başarının arka planını sağlam bir kurguyla ele alıyor ve böylesi konularda bir tarih anlatısından beklenmeyecek akıcılıkla kendisini okutuyor.

 

Yakın zamanda Türkçeye çevrilen “The Nature of the Early Ottoman State” (Erken Dönem Osmanlı Devleti’nin Yapısı) adlı kitabında Heath Lowry, Colin Imber’in Kafadar’ın kitabı hakkındaki eleştirisine bir noktaya kadar sahip çıkmakla birlikte önemli bir konuyu yeniden alevlendirmesinden, ayrıca “bir sürü önemli bilgi ve bazı ilginç, yeni görüleri yeni bir şekilde bir araya getirmekten kaynaklanan gerçek değeri”nin yadsınamayacağını belirtmiştir. Yine de bu ifadenin yapıtın gerçek kıymetini karşıladığı söylenemez. Açıkçası beni, bu konudaki sınırlı okuma olanaklarım çerçevesinde en fazla doyuran kitap, yine Cemal Kafadar’ın bu değerli eseri olmuştur.

 

Kafadar, tarihçiliğimizin yeni yeni alışmaya başladığı birtakım içgörülere, metin altı okumalara dayanıyor. Klasik hikayeci tarihçiliğin sıkıcı kronolojik düzeninden bizi kurtararak toplumsal içerikli tarihyazıcılığının, belki de bir yerde Jacob Burckhardt’ın “Die Cultur Der Renaissance in Italien”de yaptığı kültür tarihçiliğinin Osmanlı bağlamında özel bir örneğini ortaya koyuyor.

 

Açıkçası ihtiyacımız olan tarihçilik de budur. Kafadar’ın yine yakın zamanda çıkan ve dört denemesini ihtiva eden – adını da bu sefer Karacaoğlan’ın şiirindeki bir mısradan alan – “Kim var imiş biz burada yoğ iken” adlı kitabında bunun diğer örneklerini görmüştük. Eprimiş koltuğuna kurulup sahaflık yapan Murat Bardakçı ve tarih anlatıcılığında Aşıkpaşazade’nin dahi gerisinde kalacak Erhan Afyoncu’dan sonra mefluç olan zihnimiz biraz olsun açıldı. İşte sayın Kafadar, siz burada yoğ iken, olanlar…

 

Hâmiş: Google'da yer alan türk tarihçiler grubunda bazı akademisyenlerin yazışmalarından öğrendiğimize göre Prof. Kafadar'ın bu kitabı arzusu hilafına hakları satın alınmak suretiyle çevrilip yayınlanmış. Kendisi Türkçe edisyon için senelerdir çalışmakta ve kendi kaleminden çıkacak Türkçe metni kurmaya devam etmekteymiş. Bu ayrı bir tartışma konusudur. Mesele, bu etik olmayan durumun tartışıldığı gruba Erhan Afyoncu adlı "şeyh'ül müverrihin"in (!) gönderdiği bir ileti... Erhan Bey adını düzgün yazamadığı kitaptan "iki cihan arasinda" diye bahsediyor ve soruyor. Düzeltmeden aktarıyorum: "iki cihan arasindanin ceviri tartismasi yapiliyor. ancak ondan once bu kitapta Osmanlinin kurulusu ile ilgili orijinal bir sey var mi diye tartisalim. bu kitap osmanlinin kurulusuna ne getirdi?"

Üzüm yemekten ziyâde bağcıyı dövmeye dönük olduğu her hâlinden belli olan (A. Tunç Şen de "Bu çağrıyı yapan mezkur kişinin çağrısı gercekten de bir entelektüel mesaiye mi yöneliktir?" diyerek Afyoncu'nun samimiyetinden duyduğu şüpheyi ifâde etmiştir) bu sorunun arkasında Erhan Afyoncu'nun yığınla kitabının Osmanlı tarihçiliği açısından hiçbir şey ifade etmemesinin yarattığı bir kıskançlık yatıyor olsa gerek. Zira Kafadar'ın eseri olumlu-olumsuz, bu alanda isim sâhibi olmuş pek çok kişinin akademik eleştirisinin öznesi olmuştur. Osmanlı tarihçiliği konusunda efelenirken, bu işi salt metin okuyuculuğu düzeyine indirgeyip eski harfli Osmanlı literatürünü "gazete okur gibi okuyabilme" becerisiyle sınırlandırarak Afyoncu'yu savunan Murat Bardakçı da bilmelidir ki tarihçilik bu değildir. Şüphesiz Osmanlıca metinleri okuyabilmek sâdece tarihçi için değil, entelektüellik iddiasındaki her Türk vatandaşı için bir farz-ı ayn'dır. Oysa tarih, öyle zannediyorum ki analitik bir zekâ ve sezgisel bir kuvvet gerektiriyor. Ne yazık ki kendilerinde bu hasletlerden hiçbiri bulunmamaktadır. Temmet bi avnillâhi te'âlâ

 

Yönlendirme: 
http://groups.google.com.tr/group/turk-tarihciler/browse_thread/thread/2e037dadc5d437cf/023059e00ff849b9?lnk=gst&q=OSMANLI+KURULU%C5%9E#

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !