DTP, TERÖRİST BİR İHÂNET ODAĞIDIR - Göktürk Ömer ÇAKIR

 

 

DTP, PKK terör örgütünün siyâsî alandaki bir uzantısıdır. Artık bu tespit bir hissiyat olmaktan öte bir müteârife niteliğini kazanmıştır. Ahmet Türk’ün parti içerisinde ılımlı kanadın politikacısı olduğu ve kendisine bu sebeple tahammül edemeyenler tarafından tasfiye edildiği söylense de bunların ılımlısı dahi mide bulandırmaya yetecek kadar örgütle iç içe geçmiş bir siyâsî kimliğe sâhiptir. Bu partinin meclisteki mensuplarının kiminin kardeşi, kiminin kocası eli kanlı örgütün dağ kadrolarında görev almış veya hâlen almaktadır. Ahmet Türk gibi bazılarının da örgüte vaktiyle eleman sağladığı bilinmektedir. Kısacası DTP bir siyâsî parti olmaktan çok bir terör ve ihânet odağı olarak Türk Milleti’nin meclisinde içine tükürülesi sakat bir demokrasinin kendilerine sağladığı oylarla yer edinmiştir.  9 Kasımda gerçekleştirilen olağanüstü kongrede genel başkanlığa seçilen Nurettin Demirtaş’ın da temiz bir mâzisi olmadığı ortadadır. Üniversite yıllarında terör örgütü PKK üyesi olmak suçundan İzmir DGM'de 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan Demirtaş’ın, yeni Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle cezası 12,5 yıla inmiş ve 2012 yılı yerine 2005 yılında tahliye edilmiştir.

 

                Anlaşılan o ki Kuzey Irak’tan önce meclise bir operasyon düzenlenmesi gerekmektedir. İşin daha da iğrenç tarafı DTP’nin bunu istermiş gibi bir tavır içerisinde bulunmasıdır. Ahmet Turan Alkan “DTP NEREYE?” başlıklı yazısında bu durumu şöyle ifâde etmiş: “Bu senenin başlarında "dağda çetecilik edeceklerine düz ovada siyaset yapsınlar" sözleri telaffuz edildiğinde bazılarımız, "hay Allah, biz bunu niçin daha önce düşünemedik, elbette işin doğrusu da budur" diye büyük bir keşifte bulunduklarını sanmışlardı. Bugünlerde düz ovada siyasetin nasıl yapıldığını görüyoruz! DTP'nin bütün hamleleri, "nasıl olur da partiyi kapattırırım" maksadına yönelik. Parti grubundan üç vekilin Kuzey Irak'a gidip o devir-teslim maskaralığında rol almaları, insâni niyetten filan kaynaklanmıyor; "gelin şu partimizi kapatın artık" mesajı veriliyor. Nitekim Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı DTP Kongresi'ni incelemeye almış; bunun ardı soruşturma safhasıdır, gerisi belli… Ardından terör suçu sebebiyle yıllarca hapis cezasına mahkûm edilmiş hırçın bir elemanı partinin genel başkanlığına getiriyorlar; o da açıyor ağzını yumuyor gözünü… Hâlbuki DTP'nin Meclis'e grup halinde girmesini iyimserlikle karşılamış "DTP büyük fotoğrafın içine girmeli" temennisinde bulunmuştuk; anlaşılıyor ki, büyük fotoğrafın içine girmeyi faydalı bulmuyorlar. Hakkında kapatılma davası açılmış, soruşturulan, itham edilen bir partinin mensupları sıfatıyla mağdur rolünü benimsemek daha randımanlı görünüyor galiba?.. Anayasaya göre etnik temelli parti kurulamayacağı ayan âşikâre iken etnik parti olmayı bile yeterince keskin bulmayarak örgütün, (İmralı'nın) partisi rolünü üstleniyor. Demek ki meşru zeminde siyaset gibi bir niyetleri yoktur, gerginliğe memur edildikleri anlaşılıyor.”

                Bu mağdur edebiyâtını daha da ileri götürüp PKK’lı köpekler için bilmem kaç tane gencin üzerine ordu gönderiyorlar diye feverân eden de yeni genel başkan Nurettin Demirtaş’tı. Şimdi bu köpeklere ne yapmak gerekiyor? Partileri kapatılmalı mı? Aslına bakarsanız kurulmasına bile izin verilmemeliydi; fakat Alkan’ın da bahsettiği iyi niyet ve uzlaşma temelli bir açılımın sağlanması için böylesi bir ahmaklığa düşmüş olduk. Hamâkatimizle bol bol övünebiliriz! Türk Milleti’ne bırakılsalar DTP’nin encâmı hiç hayırlı bir encâm olmaz elbette… Ya her bir uzuvları memleketin başka başka köşelerine postalanır veya derileri yüzülüp gövdeleri tuza basılır; ama insan hakları ve demokrasi adı verilen yıkıcı angajmanlar yüzünden böyle bir şey olmayacak! Her ne kadar milletimizin şehit cenâzelerinde ve terörü protesto etmek için düzenlenen gösterilerde mâkûl ve mutedil davrandığı söylense de ayranının kabarmak üzere olduğu unutulmamalıdır. Türk Milleti, ayranı kabardığı zaman bu şerefsiz hâinlerin topunu sidiğinde boğar boğmasına; lâkin dış destekli bir iç savaş korkusuyla millet uyuşturulmaya çalışılıyor ve kendisini frenlemek zorunda bırakılıyor. Oysa Türkiye’de böylesi bir iç savaşın hiçbir şekilde sahnelenmesine imkân yoktur. Yazar Nihat Genç yaptığı bir konuşmada meâlen “bu memlekette siyâsî mülâhazaları sebebiyle oğul babasını öldürür; fakat etnik sebeplerle böylesi bir şey asla gerçekleşmez. Çünkü biz o derece kaynaşmış, o derece karışmışız. Politik ayrımların, dünya görüşlerindeki farklılıkların yarattığı kanlı çekişmeler topraklarımızda sahnelenmiştir; fakat asla etnik temelli bir çatışma yaşanmamıştır” derken son derece haklıdır. O yüzden milletimiz haklı tepkisini ortaya koyarken kendisini tepkisizliğe iten mide gurultularına kulak kabartmamalıdır. Buğuz etmeli, yazmalı, çizmeli gerekirse vurup kırmalıdır!

 

                Kürtlerin hukuku adına içinde yetmiş iki milletin politik ve târihsel amacının harmanlandığı, Allah, millet, vatan ve namus düşmanı terörist PKK’nın terörist uzantısı olarak görülmesi gereken bu parti ve güttüğü siyâseti sonlandırmak için yetkililer millete “yürü” diyemiyorlar ve modern çağın içi boş, çifte standartlı politik argümanlarından ürküyorlarsa bunları kendi şark kurnazlıklarıyla boğsunlar. Her gün gazetelerde bu pisliklere ilişkin birkaç başlığı önümüze sererek milletin sabrını denemenin âlemi yok! Bir gün birinin örgüt bağlantısı çıkacak, bir gün diğerinin bir lâkırdısı tartışılacak, bir gün Nil Demirkazık orospusu göğsünde Kürdistan haritası şeklindeki rozetle arz-ı endâm edecek, sonra da millete itidalli olmayı salık vereceksiniz! Bu çok büyük bir eziyet, çok büyük bir zulümdür.  Taha Akyol gibi aklı selim sâhibi bir liberal bile “ELLERİ KANLI BUNLARIN” başlıklı yazısında gerilim ve öfkesini ihsas etmiştir: “DTP, terörün sözcüsü bir partidir. DTP'nin başına terör örgütü tarafından atanan adam (Demirtaş’ı kastediyor), PKK'nın silahlı savaş ilanını siyasi sahaya taşımıştır…'Siyasetçi' değil, 'militan' unsurların ağır bastığı bir bağımsız adaylar kadrosunu Meclis'e soktuktan sonra başlarına bir 'siyasi komiser' atadılar (kastedilen yine Demirtaş). Terör örgütü silah kullanarak, bunlar da siyasi tahrikler yaparak Türkiye'yi istikrarsızlığa sürüklemek istiyorlar. Demirtaş'ın konuşması tamamen tahrikten ibarettir! Özerklikten falan bahsettiği için değil. İsterse ayrılmaktan bahsetsin. Kan ve ölümün siyasetini yaptığı için tahriktir.”

                Kan ve ölümün siyâsetini yapana aynı siyâsetle yanıt vermek gerekmez mi? Bu millet, devletin bekaası için kardeşini katleden bir millettir. Söz konusu olan milletin istikbâli ise acımasız bir fratricideyi uygulayan ataların çocukları hiçbir duygusal ve kan bağının olmadığı şerefsizleri ne adına yaşatıyor?! Ortaya koydukları siyâsî tutum belgesi adı verilen paçavrada bizi biz yapan her şeye saldırdıkları hâlde neden bizim politikacılarımız “efendim olmaz”, “ayıp”, “yanlış” demekten başka söz etmiyor?! Tek bayrağın krizi derinleştirdiğini ifâde ederek ve artık sosyolojik bir gerçekliğe sâhip üniter yapımızı hedef alarak krizden çıkılabileceğini mi hesaplıyor bu DTP’li haydutlar? Bilmiyorlar mı ki bu fikirlerin uygulanması mümkün değildir ve bunu uygulamaya niyetlenenler dahi niyet edilip Allah rızâsı için boğazlanır?!

 

                Türk Milleti “lâ havle” çekiyor. Böyle devam ederlerse, kendileri de desteden papazı çekecekler!

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !