CENEVRE SÖZLEŞMELERİ VE PKK - Göktürk Ömer ÇAKIR

 

 

 

 

Cenevre Konvansiyonu, hasta ve yaralıların, savaş esirlerinin ve sivillerin harp esnâsında korunması amacıyla İsviçre’nin Cenevre şehrinde imzâ edilmiş dört muahededir. Kızılhaçın kurucusu Jean Henry Dunant,  Kuzey İtalya’daki Solferino Savaşı’nda tanık olduğu vahşetten etkilenerek bu girişime öncülük etmiş ve gerçekleşmesini sağlamıştır. İlk konvansiyon 1864 yılında imzâlanmış, sonraki yıllarda revizyona uğramıştır. Türkiye de 1951 sözleşmesi ve 1967 protokolüne coğrâfî sınırlamalarla taraftır.

Peki konunun PKK ile nasıl bir râbıtası olabilir? Şöyle ki; Dağlıca’da gerçekleştirdikleri kahpelikten sonra alıkoydukları Türk askerlerini KDP,  Irak merkezî  yönetimi ve TBMM’deki yandaşları vasıtasıyla iâde etmelerine ilişkin bir propaganda yürüten örgütün, Fırat Haber Ajansında yayınlanan bir yazıda bu uluslararası sözleşmeye uymuşluğu, Türkiye’nin ise bu sözleşmenin gereklerini hiçbir zaman yerine getirmemişliğinden dem vurulmuştur.  Bu yolla kendilerinin ne kadar insânî(!) ölçütlerle hareket ettiği, Türk Ordusunun ise yasa ve kural tanımadan savaştığı ifâde edilmiştir. Yazdıklarına göre PKK, bugüne kadar yedi defâ asker alıkoymuş, bu eylemlerle ellerine geçen 35 askerin tamamını ailelerine sağ ve sâlim bir şekilde iâde etmiştir. Oysa barbar Türk Devleti, canlı yakaladığı bütün teröristleri (kendilerinin diliyle gerillaları) yargılamak gereği bile görmeden öldürme karârı almış ve bu kararları infâz etmiştir. Bu da PKK ve Türk Ordusu arasında nasıl bir fark olduğunu göstermekteymiş. Daha da ileri giden haber ajansı, terörist ölülerinin dinî gerekler yerine getirilerek gömülmesini engelleyen Türk Devletini “dine imâna saygısı olmamakla” suçlamaktadır. “Dinime dahleden Müslüman olsa” diye bir söz vardır hani. İşte bu suçlama PKK gibi Marksist-Komünist bir örgütün artık bütün ideolojik dayanaklarını nasıl yitirdiğini göstermesi açısından mühimdir. PKK ne olduğundan bile emin değildir.

Aslında bütün bu garâmiyatla ilgili sâdece;

 

“kelle-i bidevletin teşbih ederdim karpuza

Hiç de ummazdım ki çıksın böyle hâlis bir kabak”

 

demek yeterli olurdu; fakat bu kabaklar bundan da anlamayacağı için kısaca izâh etmekte fayda vardır.  Beşikteki bebeği, silâhsız vatandaşı, öğretmeni, imamı, kamu görevlilerini, kısâca pek  çok mâsumu en denî, en kahpe, en insafsız şekillerde katleden örgütlü bir cinâyet şebekesi olan PKK’nın propaganda amaçlı bir iki insânî(!) çıkış yaparak bütün geçmiş cinâyetlerinin lekesinden kurtulabilmesi; yıktığı ocakların, yetim bıraktığı çocukların, dul bıraktığı kadınların, otobüsten indirerek kurşuna dizdiği pusatsız askerlerin hangi uluslararası sözleşme gereği öldürüldüğünü açıklayabilmesi mümkün olmadığına göre kendilerine insan muamelesi yapılmasını beklemeleri de mümkün olamaz! Dolayısıyla PKK’nın, kendisinin uluslararası hukuka göre taraf kabul edilmesini isteyen tehzil edici açıklaması dahi bir alçaklıktır! Bu, meselenin bir tarafıdır. Meselenin diğer tarafında ise bahsi geçen uluslararası konvansiyonun tarafı olma niteliğine uyup uymamak gibi hukûkî bir tespit yatmaktadır. Bu tespit de teröristlerin insan olmadığı sonucunu çıkarmamıza yardım etmektedir.

“Harb Esirleri Hakkında Tatbik Edilecek Muameleye Dair 12 Ağustos 1949 tarihli 3. sözleşme, kimlerin savaş esiri statüsünde kabul edileceğini de saymıştır. Anılan 3. Sözleşmenin 4. maddesinin 2. fıkrası, "Teşkilatlı Mukavemet Hareketi" mensuplarını sayar. Bu kişilerin, bu kişilerin içinde yer aldıkları örgütlenmelerin savaşan taraf statüsünde kabul edilebilmesi, aynı anlama gelmek üzere başka bir durumda esir statüsü tanınabilmesi için, maddeye göre; savaş hukukuna, töre ve geleneklerine uygun davranış, eylemlilik içerisinde bulunmaları şarttır. Ayrıca bu örgütlenmelerin, 2 nolu Protokole (1977) göre, silahlı çatışmanın yaşandığı ülkede toprağın bir bölümünü kontrol etme durumunda olması gerekir. İşte bu nitelikteki bir oluşum, Cenevre Sözleşmeleri bağlamında taraf olarak nitelenebilir.” (Hüsnü Öndül, “İnsancıl Hukuka Giriş”)

Bu maddeye göre savaş hukûkunu binlerce defâ ihlâl eden, müsellah askerî güçlerin karşısına çıkmaktan kaçınıp yol kesen, yaşına bakmadan sivilleri katleden; hiçbir coğrâfî alanda siyâsî bir hâkimiyet kesbetmemiş olan bir terör örgütü taraf olarak kabul edilemez ve Cenevre Sözleşmesinin hükümlerinden yararlanamaz. Daha kısa söylemek gerekirse bir PKK’lı, insan olma vasıflarından hiçbirini hâiz değildir. Dolayısıyla av mevsimi açıldığında kazlara nasıl muamele ediliyorsa, onlara da öyle muamele edilmelidir. Bu muamele dolayısıyla hiçbir hukûka karşı sorumlu olmadığımız gibi, vicdânî açıdan da mahkeme edilemeyeceğimiz bir mücâdele alanının içinde olduğumuzu söyleyebiliriz. 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !