Embed

ATSIZ VE OSMANLI

3 Mayısı yaratanlara

Atsız, Türk fikir hayatında yer almaya başladığı en erken dönemlerden ölümüne kadar geçen yaklaşık 50 sene zarfında Türkçülüğü hiçbir iktidârın veya politik dönüşümlerin, moda tâbiriyle konjonktürün, etki ve baskısı altında kalmadan salâbetle savunmuştur. Ona göre Türkçülük günlük siyâsetin ve partilerin üzerinde yer alan, milletin geleceğini inşâ edip onu kurtaracak yegâne millî yoldur ve bu yolda her türlü mihnete katlanarak yetiştirdiği nesillerin gözünde bir bayrak şahsiyet olarak bu dünyadan göçmüştür.

Bununla birlikte Atsız’ın bu uzun süre içerisinde özellikle târihî şahsiyetlerle ilgili bâzı görüşlerinde değişiklikler olduğunu da görebilmekteyiz. Bu da onun gerçek bir târihçi olarak, ele aldığı insanlar ve olaylar karşısındaki değerlendirmelerinin öznel değil nesnel ve tarafsız bir gözle oluşturulduğunu anlamamızı sağlamaktadır. Ayrıca geçen zamanın bu konularda en kıymetli ölçü olduğuna olan inancı da değişen yargılarını etkilemiştir. Son zamanlarda Atsız’ın adı etrafında toplanan ve çoğunluğunu okuyup yazmaktan âciz zavallı bir ergen topluluğunun oluşturduğu gruplar onun Türkçülüğünü hiç inanmadığı şeylerle tahrif ederek benimsenmesi mümkün olmayan bir hâle sokmaktadırlar. Bunlara göre Atsız Atatürkçü ve Osmanlı düşmanı bir şahsiyettir.

Türk Ülküsünde topladığı yazıları içinde yer alan “Bize Bir Gençlik Lâzımdır” başlıklı makâlesinde Sultan Vahdeddin’i kast ederek kullandığı “İstanbul'un mahut ve menfur bir zümresi, başta Sultan olmak üzere bu masum ve yorgun millet için en hatıra gelmez hainlikler hazırladılar.” cümlesini dillerine pelesenk edenler onu Vahdeddin düşmanı gibi göstermekte beis görmediler. Bu yazının kaleme alındığı 1932 yılı, Cumhuriyetin kararlı inkılâplarla ilerlediği, eskiye âit her şeyin bir devr-i sâbık düşmanlığıyla hücuma uğradığı bir dönemin parçasıdır. Bu dönemde henüz yirmili yaşlarının ortalarında olan Atsız’ın ülkedeki millî heyecan dalgasının dışında kalması ve bundan etkilenmemesi düşünülemezdi. 1935’te, mahut şâir ve komünist Nazım Hikmet’i ilzâm etmek için kaleme aldığı “Komünist Don Kişot’u Proleter Burjuva Gospodin Nazım Hikmetof Yoldaşa” adlı risâlesinde de Namık Kemal’i harâretle savunurken “Evet, Namık Kemal arslandı, sırtlan değil... Çünkü mezarlarda yatan arslanlara değil, kanlı cellat gibi tepemizde yaşıyan kızıl sultanlara saldırıyor, ağız dolusu küfürü onların suratına haykırıyordu.” derken Abdülhamid’i kast ediyordu. Oysa biliyoruz ki genç Atsız’ın görüşleri kısa bir süre sonra bütünüyle değişecektir. 1942 senesinde Ali Canip Yöntem’in Osmanlı Padişahlarının hepsini gâfil ve bîçâre olarak vasıflandırdığı bir kitabındaki bu ifâdeleri cevaplamak üzere kaleme aldığı ve bütün Osmanlı Padişahlarının kısa biyografilerinin bulunduğu “Osmanlı Padişahları” adlı yazısında “Bu gaziler ve şehitler ocağına savrulan bu suçlama, vicdanlar için ne ağırdır!” diyerek Osmanlı Sultanları nâmına uzun bir savunma yapmıştır.

Bu yazıda, on sene önce Vahdeddin için kullandığı ifâdelerin yerini şu ifâdelerin aldığına dikkat çekerim: “Yanlışları ne olursa olsun, Sultan Vahideddin, bir hain değildir ve olamaz da.. Çünkü o bir Osmanoğludur!” Aynı yazıda Sultan Abdülhamid’e daha uzun bir yer ayırarak meziyetlerini övdükten sonra kısa kanaatini şöyle belirtmiştir: “Sözün kısası, II. Abdülhamid, gafletin ve bîçareliğin zıddı ne ise, onun en muhteşem temsilcisidir.” Ayrıca 1956 yılında Abdülhamid’i ele aldığı “Gök Sultan” adlı yazısında onu tebcil etmiş ve sanıldığının aksine bâzı üstadlardan çok önce Abdülhamid’i övmek cesâretini göstermiştir. Demek ki Atsız’ın hem Vahdeddin hem Abdülhamid hakkındaki gençlik dönemine âit o da bir iki satırlık, belki de o zaman bile bir anlam ifâde etmeyecek değerlendirmeleri yerini övgü dolu bir tâzimkârlığa bırakmıştır. 1947’de Kemalist adlı bir dergide Yıldırım Bâyezid ve Fatih Sultan Mehmed’e yönelik hakâretleri “Milli Mukaddesat Düşmanları” başlıklı yazısında sert bir dille eleştirmiş, ve onlara saygıyı millî mukaddesâtın gereği kabûl etmiştir. Kendisinin büyük Fâtih’in türbesini eşi, kardeşi ve bir iki arkadaşıyla temizlediğini Altan Deliorman’ın “Tanıdığım Atsız”ını okuyanlar hatırlayacaktır. Diğer yandan Atsız’ın Osmanlı Hânedânının yurda dönen mensuplarıyla ilişki içerisinde olduğunu, meclislerinde bulunduğunu, kendilerine millî târihimizin en büyük âilesi olarak nasıl hürmet ettiğini o günleri yaşayan büyüklerimizden de öğreniyoruz. Atsız Beyin ömrünün son zamanlarında şehzâdelerin yurda dönüşüyle ilgili yasakların kalkması için ısrarlı girişimleri de olmuştur. 1970’te kaleme aldığı, “Mecburî Gurbette Yaşayanlar” adlı yazısında “Osmanlı şehzadeleri tarihin bir yadigârıdır. Hepsi vatanlarına bağlı, taht davasını akıllarından geçirmeyen, sağlam karakterli insanlardır. 45 yıl içinde cumhuriyet hükümeti aleyhinde hiç birisinin en ufak hareketi bile görülmemiştir. Maddî sıkıntı yüzünden bir ikisi intihar etmiş, diğerleri türlü şekillerde çalışarak hayatlarını kazanmaya devam etmiştir. Vatanlarına dönmek en büyük ve en tabiî  haklarıdır. Bu haklarından mahrum edilmeleri yüz kızartıcı bir kıyıcılıktan başka bir şey değildir.” demek sûretiyle memlekete geri dönüşlerini savunmuştur. Bununla ilgili bâzı mektupları da bulunmaktadır.

Atsız’ın bâzı çağdaş şahsiyetler hakkındaki kanaatleri de yıllar içinde değişmiştir. Örneğin Cafer Seydahmet Kırımer’i 1932’de yazdığı “Darülfünunun Kara Daha Doğru Bir Tâbirle Yüz Kızartacak Listesi” başlıklı yazısında ilmî bakımdan yerden yere vurup “Köprülüzade’nin en berbat eseri” olarak tavsif etmiş; hazırladığı Ebu Hayyân Lugatı için “Takriben 2500 kelimeden ibaret olan Ebu Hayyan lügatinde, A. Battal Bey 145 kelimeye yanlış mana verildiğini tesbit etmiş ve bu tenkit "Azerbaycan Yurt Bilgisi”inde çıkmıştır. 2500 kelimeden ibaret bir lügatin 145 kelimesi yanlış olursa o eser pek feci bir eserdir.” demiştir. Oysa aynı kişinin ölümü üzerine 1975’te kaleme aldığı “Profesör Caferoğlu Ahmet” başlıklı yazıda kendisinden bu sefer sitâyişle bahsetmiş, aynı Ebu Hayyân Lugatı için bu defâ şu ifâdeleri kullanmıştır: “1931'de yayınladığı ilk eser, meşhur Ebû Hayyân'ın 1312'de bitirdiği Kitâbü'l-İdrâk li-lisâni'l-Etrâk adlı sözlüğünün ilmî şekilde basımı olmuştur. Kitap Arapça olduğu için Arapçada üstad olan Kilisli Rıfat Hoca'nın yardımıyla meydana gelen sözlük bir ana kaynak olup Caferoğlu buradaki Türkçe kelimeleri başka kaynaklarla da mukayese ederek alfabetik şekilde dizinlemiş, araştırıcılar için büyük bir hazine meydana getirmişti.” Demek ki genç bir asistanken üniversite hocalarının esersizliğini eleştirmek için kaleme aldığı yazıdaki bâzı görüşleri 40 sene sonra bambaşka bir mâhiyet alarak değişebilmiştir.

Atatürk için de bu durum geçerlidir. Atsız’ın Mustafa Kemal Paşayı öven pek çok ifâdesi, hatta şiirlerinde onu tebcil eden mısraları bulunmaktadır. Bununla birlikte Atatürk için pek çok yazısında “diktatör” ifâdesini de kullanmıştır; fakat bugünküler gibi düşmanca bir yaklaşımla değil. Örneğin 1972’de yazdığı “Türkiye’nin Yeniden Kuruluşu” başlıklı yazıda “Otoriter olmayan bir devlet başkanının düşünülmesi bile abestir. Kanunlarla sınırlandırıldıktan sonra, yüksek yetki sahibi başkanların seçilmesinde zarar değil, yarar vardır. Bir de şu var ki şahsiyetler kuvvetli olunca, anayasa ne derse desin, kuvvetli şahsiyet diktatör olabilmektedir. Nitekim 1924 anayasasına göre de devlet başkanlarının yetkisi az olduğu halde Atatürk bir diktatördü.” demiştir. Bir başka yazısında da Türkiye’nin Demokrat Parti’den önceki devrini diktatörlük devri olarak tanımlamıştı.

Atsız’dan alıntı yaparken ve onun nâmına Türkçülüğü savunduğu düşüncesiyle yazdıklarını bağlamından kopararak anlamsızlaştıran, kendisinin bile kabûl etmeyeceği hâle sokan zibidilere onu iyi okumalarını, bir bütün olarak değerlendirmelerini tavsiye ediyoruz. Zaman içerisinde bâzı görüşlerinin değiştiği, bununla birlikte 1930’ların sonundan îtibâren Osmanoğullarına ve Osmanlı târihine karşı derin bir bağlılık ve sonsuz bir saygıyla yaklaştığını bilmekte fayda vardır. Atsız Osmanlı düşmanı değildir ve bütün padişahları –hatalarıyla, sevaplarıyla - Türk Milletine şerefle hizmet etmiş ulu bir âilenin fertleri kabûl etmiştir.

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !