ATSIZ’IN KİTAPLARININ YENİ BASKILARI HAKKINDA BÂZI DÜŞÜNCELER

Ötüken Neşriyat nitelikli yayınları kaliteli bir baskıyla okurlara ulaştıran ve Türk fikir hayâtına önemli katkıları olan bir yayın kuruluşudur. Uzun bir geçmişe sâhip olan yayınevi Necip Fazıl’dan Cemil Meriç’e, Arif Nihat Asya’dan Nihâl Atsız’a kadar Türk düşüncesinin ve edebiyatının önemli şahsiyetlerini milliyetçi nesillere ulaştırmış ve ticârî bir girişim olmanın çok ötesinde bir misyonu deruhte ederek millete karşı vâzifesini yerine getirmiş, borcunu ödemiştir.

Yayınevi yakın bir zamanda, yanlış anımsamıyorsam 2010’un sonlarına doğru, merhum Atsız Beğin Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor adlı romanlarını – tıpkı 70’lerde olduğu gibi - Bozkurtlar adı altında yayınlayarak piyasada kimi dağıtım problemleri dolayısıyla zor bulunur hâle gelen külliyatın yeniden neşri için faaliyete geçmiştir (Bu yeni basımların daha geniş bir okur kitlesine ulaştığı satış rakamlarından da anlaşılmaktadır. Yayınevinden bir arkadaş İrfan Yayınları’nın yıllık satış rakamını neredeyse üç ayda geçtiklerini, Bozkurtlar’ın yıl boyunca 30.000 adet basılmış olacağını ifâde etmiştir ki bu çok sevindirici bir durumdur). Bu faydalı girişim için kendilerini kutluyorum ve minnettâr olduğumu belirtmek istiyorum. Eminim pek çok Atsız okuru da benimle aynı kanıdadır ve yeni baskıları ellerine aldıklarında benzer heyecanları duymuşlardır. Şahsen ben görür görmez bu baskıları süratle edindim ve hemen hemen ayda bir yayınlanan diğer kitapları da almak sûretiyle külliyâtı “yeniden” itmâm ettim. Bununla birlikte yeni basımları gözden geçirdikçe ve yayınlanacak olan diğer kitaplar da netleştikçe külliyâtı gerçekten tamamlamış olmadığımı/olamayacağımı fark etmeye başladım. Bu konu hakkında bâzı tenkidlerim olacak.

Bozkurtların Ölümüve Bozkurtlar Diriliyor’un Bozkurtlar adı altında tek kitapta toplanılması yayınevinin de belirttiği gibi “yazarının vaktiyle verdiği lütufkâr müsaadeleri”ne dayanılarak düşünülmüş ve iyi de olmuştur. Kitapta bâzı matbu hatâlar olmakla birlikte zannımca en önemli eksik daha önceki baskılarda yer alan resimlerin bu baskıda kullanılmamış olmasıdır. Bunlar romanın geçtiği dönemi ve kahramanları okurun gözünde canlandırmasına yardımcı olan faydalı çizimlerdi. Bir de Çuçu ve Kara Ozan’ın Kür Şad’ı karşılıklı övdükleri dörtlüklerde yer alan

“… Erlik ululuktan yana

Tanrı Kür Şad’dan geridir…”

mısrâlarındaki “Tanrı”nın “Tamu” olarak bizim muhafazakârlığımıza mı kurban edildiğini yoksa basit bir tashih hatâsı mı olduğunu düşünmekten geri kalamadım. Umarım ikincisidir; zîrâ cehennemin erlik yarışına girmesi düşünülemez.

            Yolların Sonu adlı şiir kitabının Ötüken baskısında daha önceki baskılarda bulunan “Ayrılık” adlı şiir yer almamaktadır. 98’de yayınlanmaya başlayıp şimdilerde internet dergisi olarak devâm eden Orkun’da Atsız’ın bu kitabında bulunmayan “Türkistan İhtilâlcilerinin Türküsü” başlıklı bir şiiri neşredilmişti. O şiir bu baskıya eklenebilirdi. Şiir kitabı yayınlarında önemli olan yazarının hayattayken gerçekleştirdiği neşirden ziyâde mümkün mertebe tüm şiirlerin toplanmasıdır.

            Atsız’ın Baysan Basım’da ve aynı düzen korunarak gerçekleştirilen İrfan Yayınları’na âit baskılarda Makaleler I-II-III-IV adlarıyla yayınlanan, çeşitli târihlerde pek çok farklı mevkûtede çıkmış yazılarının derlemesinde bâzı eksikler bulunuyordu. Bu baskılara ansiklopedi maddesi olarak veya başka yayınlar için kaleme aldığı akademik çalışmalarının da dâhil edilmesi güzel olurdu. Ötüken’in yeni baskıları bunu gerçekleştirmek için bir fırsat sayılabilirdi; fakat ne yazık ki bu tür eksiklerin tamamlanması bir yana, pek çok yazı yeni baskılara alınmamış ve o eski hacimli baskılar Turancılık, Millî Değerler ve Gençlik ile Tarih, Kültür ve Kahramanlar adıyla iki cilde indirilerek kuşa çevrilmiştir. Zannediyorum bundan kaynaklanabilecek rahatsızlıkları öngören yayınevi bu durum sebebiyle hem Yağmur Atsız’a bir açıklama yazdırmış hem kurumsal bir sunuş eklemiştir. Ne yazmış Yağmur Beğ? Atsız’ın Türk Ülküsü’nün 1966 basımında benzer bir elemeye gitmesini örnek gösterdikten sonra şunları: “…Makaleler I-II-III-IV adlı kitaplardaki bâzı metinlerin ve o metinlerde söz konusu edilen bâzı şahısların da okuyuculara artık bir şey ifâde etmeyeceği düşüncesiyle birkaç makâlenin daha çıkarılması karârına varıldı…” Yağmur Beğ bu ayıklamaya karışmadığını, işi, “meselelere vâkıf ve fevkalâde titiz bir başka arkadaş”ın üstlendiğini ekleyerek açıklamasını sonlandırmış. Yağmur Beğin dediği gibi birkaç (!) makâle çıkarılmış olsaydı herhâlde önceki baskılarda 274 olan makale sayısı 91’e düşmezdi. Gerçi kimi makâleler içeriğine uygun olarak Türk Ülküsü ve Türk Edebiyatı Tarihi’ne dağıtılmıştır; fakat onların da sayısı çok değildir. Türk Ülküsü’nde 15, Türk Edebiyatı Tarihi’nde 8… Yayınevi kendi “Sunuş”unda “…Bu tasnif ve ayıklama esnasında, birçok makalenin değişik kitaplarda tekrarlanmış olduğu[nun]görüldü”ğünü kaydetmiş; fakat ben bunu göremedim. Aynı konuda ve hatta aynı başlığa sâhip makâleler var; lâkin bunların içeriği, yayınlandığı dergiler ve târihleri bambaşka… Ahlâk konusunda, gençliğin yetiştirilmesi hakkında yazılmış veyâ 3 Mayıs’a değgin makâleler buna örnek gösterilebilir. Bu yazıları mükerrer saymak mümkün değildir.

            Atsız’ın dînî konularda genelde tehevvürle kaleme aldığı yazıların çıkarılmasını doğru bulmam; fakat bir nebze olsun anlayışla karşılayabilirim. Bununla birlikte kendisinin düşünce dünyâsı hakkında bir fikir sâhibi olmak isteyenler için bunlar da vazgeçilmezdir. Gereksiz polemikler olarak algılanmaları doğru değildir. Atsız’ın Ruh Adam’ı yazarken fenâfillah olduğunu iddiâ edenlerle karşılaşmışımdır yahut pek dindar olduğunu ifâde eden yazarlar olmuştur. Oysa bu yazıları okuduğumuz zaman anlaşılıyor ki kendisi – Yağmur Atsız’ın da ifâde ettiği gibi – lâdînî bir insandır. Onu olmadığı hâlde pek mütedeyyin göstermekten bir fayda hâsıl olmaz. Bu konulardaki görüşlerinin hiçbirine katılmam ve bana da çok incitici gelirler; fakat bunlar kendisinin Türk milliyetçiliği târihinde işgâl ettiği yeri, temsil gücünü, önemini azaltmaz. Ayrıca internette dolaşan, kendilerine Atsızcı diyen pek çok serserinin kullandığı ve herkesin mâlûmu olan bu yazıları kimden ne için saklayacağız? Kimilerinden “bu yazılar insanlara kendimizi anlatmamızı zorlaştırıyor” yakınmasını duymuşumdur. Doğrusu eğer Atsız’ın vâzettiği her şey Türk milliyetçiliğinin kavânini olarak kabûl edilmiş olsaydı bu yakınma mâkûl sayılabilirdi. Oysa böyle bir şey yoktur. Başka türlü düşünen pek çok milliyetçi mütefekkir vardır. Gökalp Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak adlı eseriyle Müslüman ve çağdaş Türk kimliğini, düşünce sisteminin esâsına koymuştur. Bunu da Hüseyinzâde Ali Turan’dan almıştır. Bu gerçeği “Türkçülerin faaliyetinde bir veche mâhiyetini haiz olan bu üçüz umdenin asıl babası Hüseyinzâde Ali’dir” demek sûretiyle Yusuf Akçura da vurgulamıştır. Dolayısıyla Atsız’ı sansürlemenin hiçbir gerçekçi gerekçesi olabileceğini zannetmiyorum. Diyelim ki Atsız’ın polemikleri veya dîne ilişkin yazılarını belli gerekçelerle yayın dışı bıraktık. Peki, “68. Vilayete Seyahat” adlı satirik ifâdelerle dolu o muhteşem yazısı hangi gerekçeyle bu kitaplara alınmadı? Kürtçülüğe dâir öngörülerini içeren ve bugün başımıza belâ kesilen pek çok meseleyi ele alan yazılarını neden bu yayın faaliyeti içinde göremedik? Kimi polemikleri şahsî kavgalar sayılamayacak kadar yazıldığı dönemin havasını, durumunu yansıtmaktadır. “Dârülfünûn”la ilgili yazıları, eleştirileri bu kabildendir.

            Şu âna kadar yayınlanmış olan son kitap bir telif değil, Lâtin harflerine aktarma ve sâdeleştirme çalışması olan Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nden Seçmeler’dir. Yayınevinden öğrendiğimiz kadarıyla Aşıkpaşaoğlu Tarihi ile Oruç Beğ Tarihi’nin de neşredilmesiyle kitaplar tamamlanmış olacak. Oysa Atsız’ın bu türden başka târih çalışmaları da mevcuttur. Şükrullah’ın Behçetüttevârih’i bunlardandır (Kitabın eski Türkler’e ve Osmanlılar’a ilişkin kısımlarını Dokuz Boy Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi adıyla Farsça’dan Türkçe’ye çevirmiştir). Yine Osmanlı Tarihine Ait Takvimler de yeni yayın programına dâhil edilebilirdi.

            Çanakkale’ye Yürüyüş ile Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferleri adlı hâtirâları da yayınlanmayacaktır. Birincisinde zülfiyâre dokunan bâzı ifâdeler var; fakat ikincisinde bu da yoktur – ki Büyük Doğu dergisinde tefrîka edilmiştir. – Bunları da bu çalışmanın eksi hânesine yazmak zorundayız.

            Batıda bir yazarın “tüm eserleri”nin neşredilmesi önemli ve özen gösterilen bir uğraştır. Bu amaçla pek çok yazarın eseri edisyon kritiği ile yeniden ele alınıp tedvin edilmiştir. Ülkemizde aynı özenin sevdiğimiz, değer verdiğimiz fikir adamlarının, ediplerin eserleri yayınlanırken gösterilmesini istemek sanırım hakkımızdır. Ötüken Neşriyat’ın bu samîmî eleştirilerimizi dikkate alıp belirttiğimiz hususları yeniden düşünmesini temenni ediyoruz. Bunlar şüphesiz yaptıkları iyi ve güzel bir işi daha da güzelleştirme çabasından özge bir şey değildir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !